15 Ekim 2018 Pazartesi

Bir Müstakbel Dünya, Topkapı Sarayı (Yorum) - Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil


KÜNYE

Kitabın Adı: Bir Müstakil Dünya Topkapı Sarayı
Kitabın Türü: Tarih
Yazarı: Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil
Yayınevi: Timaş Yayınları
Sayfa Sayısı: 223
Baskı Yılı: 2016

TANITIM BÜLTENİ
Topkapı Sarayı, sadece hayret nidaları içerisinde hasret yüklü bakışlarla gezilecek bir binalar manzumesinden ibaret değildir.
Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil'in Bir Müstakil Dünya Topkapı Sarayı adlı eseriyle birlikte sarayın serüveninde Osmanlı Devleti'nin yetmiş iki milleti idare eden vakar ve ağırbaşlılığını tanıyacak, dünyanın dört bir yanındaki eyaletlerinin idarecilerini yetiştiren Enderun mektebindeki eğitim sırlarını keşfedecek, yazının insanı mest eden çizgilerini görecek, mekânlarındaki erişilmez sanat gücüne şahit olacak, sonsuzluğa doğru açılma hissi veren kapılarının haşmetini seyredecek, yüzlerce insanın barındığı Harem kısmındaki derin ve anlamlı sükûtu bulacak ve insana yaşama zevki veren doyumsuz güzelliği bir bir tadacaksınız.
Kısacası bu eser, sarayın sadece bir yönünü değil, hemen her fonksiyonunu iç içe yansıtan, okurken gezdiren ve yaşatan bir üslup içerisinde Osmanlı Devleti'nin yaklaşık 400 yıllık çok yönlü idare merkezini gözler önüne serecektir.
Tarihimizi yediden yetmişe herkese sevdiren Şimşirgil'in, prestij eser özelliğine sahip özel baskısıyla göz kamaştıran bu eseri, Devlet-i Ebed-Müddet'in evi Topkapı Sarayı'nı kütüphanenize taşıyacaktır.

KİTABIN YORUMU
#kitapyorumu #okudumbitti
Sevgili arkadaşlar kitabın içeriğine geçmeden evvel baskısının muazzam olduğunu söylemeliyim. Kuşekağıda basılmış ve resimli arşiviyle harika bir eser. Şuan fiyatı nedir, bilmiyorum. İndirimdeyken almıştım. Ne zaman İstanbul’a gitsem Topkapı Sarayını mutlaka gezerim. Adımımı attığım her mekânın hikâyesini bilmek ise en büyük arzumdu. Ve “Topkapı Sarayı” kitabıyla birlikte bu arzuma kavuştum. Hiç tanımadığınız bir eve girdiniz, hikâyesini ve kimlerin, nasıl yaşadığını merak edersiniz değil mi, işte benim merakımda böyleydi. Peki, Topkapı Sarayı’nda kimler, nasıl yaşamışlar? Hemen bakalım; kitabın giriş kısmında sarayın tarihçesi ve dış çevresi anlatılmış. Bilirsiniz Topkapı Sarayı, Ayasofya Camiinin hemen arkasında kalıyor. Bir belgeselde izlemiştim; sarayın mimarı, sarayı öyle inşa etmiş ki, Ayasofya’nın altındaki dehlizlerden ilerleyerek Topkapı Sarayı’na ulaşabiliyorsunuz. Birinci bölümde; Alay Meydanı, Bab-ı Hümayun (Saltanat Kapısı) yani ana kapı anlatılıyor ve yaşanan hikâyeleriyle birlikte. İkinci bölümde; Babüsselam yani ikinci kapı, ikinci avlu ve Divan Meydanı hakkında bilgi veriliyor. Eski zamanlarda halk ve yönetimdekiler dâhil herkes ancak bu kapıya kadar gelebiliyormuş. Üçüncü bölümde; Enderun Meydanı ve üçüncü avlu, dördüncü bölümde; Köşkler Bahçesi ve dördüncü avlu, beşinci bölümde; Padişah’ın Evi Harem, altıncı bölümde; Topkapı Sarayı müzesi, son bölümde ise kitabelerin orijinalleri ve Türkçeleri yer alıyor.
Benim en çok merak ettiğim kısım Harem olduğu için orayı büyük bir dikkatle okudum. Harem’in asıl adı Duhteran-ı Hümayun yani Saltanat Kadınları demek. Yani Enderun-u Hümayun gibi padişahın ailesinin dışında birde kızlar mektebi vardı. Ve pek çok kız, burada sıkı bir eğitimden geçerek yönetim sınıfından ya da Enderun’da yetişen kişilerle evlenirlerdi. Ayrıca Harem Avrupalıların anlattıkları gibi zevk ve sefanın değil,  ilmin merkeziydi. Gerçekleri kendi kaynaklarımızdan öğrenmemiz lazım. Geçmişini bilmeyen geleceğini inşa edemez. O yüzden herkesin mutlaka ama mutlaka okuması gereken bir eser. 













14 Ekim 2018 Pazar

Yüzü Olmayan Adam (Alıntı) - Christof Kessler


#okuduğumkitaplar
Sevgili arkadaşlar Alman nörolog Christof Kessler bu eserinde pek çok nörolojik rahatsızlığı olan hastasını anlaşılır bir dille kaleme almış. Kitabın ismi, bir gördüğü yüzübir daha gördüğünde hatırlamayan kadın hastanın tanıştığı bir erkek için kullandığı bir cümle "Yüzü Olmayan Adam" 
Maalesef okumayınca bilemiyoruz, kimlerin ne rahatsızlıklar yaşadığını ve neler çektiğini. O yüzden böyle eserleri mutlaka okumalısınız. 
ALINTI:
“Hasta olan bir dâhiliye uzmanı ne okur?” sordum. Kitabı gösterdi. Erich Fromm’un “Sevme Sanatı”ydı. Bir zamanlar 18 yaşındayken, liseden mezun olduktan sonra mide ağrıları nedeniyle gittiğim yaşlı aile doktorumuzun okumam için bana bu kitabı verdiğimi anlattım ona. Mide ağrılarım, birkaç yıldır birlikte olduğum kız arkadaşım beni pat diye terk ettikten sonra şiddetli bir aşk acısı nedeniyle baş göstermişti. Doktor hanım kitabı kenara koydu ve okuma gözlüklerinin üzerinden bana meraklı gözlerle baktı. “Kitap size yardım etmiş miydi?” “Evet” diye yanıtladım, “bu kitaptan sonra hayatımda yeni bir sayfa açabilmiştim. “O halde, Erich Fromm’un bu kitabının benim için de sizin için olduğu kadar faydalı olacağını umalım” dedi. Yüzü Olmayan Adam - Christof Kessler

Genç Werther’in Acıları (Alıntı) - Johann Wolfgang von Goethe


#okuduğumkitaplar
Sevgili arkadaşlar Goethe'nin bu romanı hem trajik hem de psikolojik bir hikaye. Hatta saplantının ve duygudurum bozukluğunun bir örneği diyebiliriz.Okuduğunuzda acı kelimesini size bir daha sorgulatıyor.
ALINTI:
Çok sayıda insanla tanıştım, ama henüz bir arkadaş edinmiş değilim. İnsanlara cazip gelebilecek özelliklerden bende eksik olan nedir bilmiyorum; benden hoşlanan birçok insan var, benimle ilgileniyorlar, ama yollarımız sadece kısa bir süre için kesişiyor ve ben buna üzülüyorum. Buradaki insanların nasıl olduğunu soracak olursan, şunu söyleyebilirim Wilhelm: Her yerdeki gibi! İnsan aslında karmaşık bir varlık değil. Çoğunluğu zamanın büyük bir bölümünü yaşamak için kullanıyor, geriye kalanı ise, özgür oldukları küçük zaman diliminden öyle korkuyor ki, ondan kurtulmanın her türlü yolunu deniyor. İşte insanın değişmez yazgısı! Genç Werther’in Acıları - Johann Wolfgang von Goethe

7 Ekim 2018 Pazar

Ustalık Gerektiren Kafaya Takmama Sanatı (Yorum) - Mark Manson


KÜNYE

Kitabın Adı: Ustalık Gerektiren Kafaya Takmama Sanatı
Kitabın Türü: Kişisel Gelişim
Yazarı: Mark Manson
Yayınevi: Butik Yayınları
Sayfa Sayısı: 200
Baskı Yılı: 2018

TANITIM BÜLTENİ
“Büyük Güç Büyük Sorumluluklar Getirir.” Doğru. Ama bu sözün daha iyi bir bakış açısı var ve gerçekten derin bir bakış açısı. Tek yapmanız gereken sözlerin yerini değiştirmek: “Büyük sorumluluklar büyük güç getirir.” “Her şeyi iyi tarafından görmek” gibi bir şey iyi gibi görünse de, gerçek şu ki hayat bazen berbattır ve yapabileceğiniz en sağlıklı şey de bunu kabul etmektir. Negatif duyguları inkâr etmek daha derin ve daha uzun ömürlü negatif duygulara ve duygusal bozukluğa neden olur. Sürekli pozitif olmak hayatın sorunları için geçerli bir çözüm değil, bir inkâr biçimidir. Doğru değerleri seçerseniz, bu sorunlar size zindelik, kuvvet ve şevk verir.

KİTABIN YORUMU
#kitapyorumu #okudumbitti
Sevgili arkadaşlar bu tarz kitaplara kişisel gelişim kitabı diyemiyorum çünkü içerisinde belirli kuram ya da ekoller yok. Aslında tecrübe kitabı diyebiliriz. Eğer böyle dersek yazarı okurken fikirlerini ve düşüncelerini onun hayatı çerçevesinde değendirebiliriz. Neden mi? Açıklayayım; yazar bir blogger, internet fenomeni yani. Ve toplumun geneline göre serkeş, tabiri caizse boş bir hayat yaşamın ve edindiği tecrübelerle hayatın aslında çok özel bir şey olduğunu fark etmiş. Kitabın sonlarına doğru “İnsanın hayatında anlam bulmasının, önemi varmış duygusuna kavuşmasının tek yolu alternatifleri reddetmesi, bir yere, bir inanca ve kişiye bağlı olmayı seçmesidir” diye yazar yukarıdaki söylediklerimi teyit ediyor. Zaten ilk bölümde Charles Bukowski’den örnek vererek yaşamının bir bölümüne ona benzettiği kesin. Ayrıca kitabın başından sonuna kadar vurguladığı şey; acından kaçınmak yerine acıya karşı tavır belirlemek, kafaya takılacak acıları özenle seçmek. Örneğin ciddi bir hastalığınız varsa bunu siz seçmediğiniz için kafanıza takılacak bir acı değildir. Ama o durumda bile acıya karşı bilincimizi yeniden düzenleyebiliriz. Başka bir örnek kapınıza sepet içinde bir bebek bırakılsa bu sizin suçunuz değildir fakat sizin sorumluluğunuzdur. Boş bir hayat yaşamak yerine hayatımızın hem mutluluğunun hem de acısının sorumluluğunu almalıyız. Yazarın devamlı belirttiği, seminerlerinde ve sanal ortamlarında paylaştığı mottosu “Without suffering, there is no meaning. Without meaning, happiness is empty.”
Yani “Bir yerde acı yoksa anlamda yoktur. Anlam yoksa mutlulukların içi boştur.” Tıpkı bir bebeği olacak annenin onca acıyı çektikten sonra bebeğini kucağına aldığında her şeyi unutması gibi. Bu da benim örneğim :)
Okumayan varsa tavsiye ederim, güzel bir tecrübe kitabı…


Yeni Kitaplar








3 Ekim 2018 Çarşamba

Eylül Ayında Okuduğum Kitaplar


#eylülayındaokuduklarım
Sevgili arkadaşlar bu altı kitap okumuşum. İstanbul tatilim ve ikinci üniversite derken okumaya doğru dürüst vakit bulamadım ama bir bahane değil.  Gelecek ay inşallah daha çok kitap okuyacağım. İşte okuduklarım;
1. Kızıl Elma - Ziya Gökalp
2. Din Üzerine - Arthur Schopenhauer
3. Arayışlar - Lou Andreas-Salome
4. Son Kuşlar - Sait Fait Abasıyanık
5. Düştüğün Yerden Kalkacaksın - Yusuf Özkan Özburun
6. Karahindiba Şarabı - Ray Bradbury

Ray Bradbury'nin Kitapları



#okuduğumkitaplar 
Sevgili arkadaşlar bugün sizlerle okuduğum Ray Bradbury kitaplarını paylaşacağım. Yazarın en meşhur kitabı "Fahrenheit 451" hatta filmi çekildi. Kitabını okuyup filmini izlemenizi tavsiye ederim.  Roman, kitapların yasak olduğu bir zamanda kitapları yakmakla görevli bir itfaiyecinin gözünden anlatılıyor. Farklı bir bilim kurgu kitabı. Karahindiba Şarabı'da yazarın çocukluğuyla harmanladığı eşsiz bir kurgu. Mutlaka okumalısınız.

30 Eylül 2018 Pazar

Karahindiba Şarabı (Yorum) - Ray Bradbury


KÜNYE

Kitabın Adı: Karahindiba Şarabı
Kitabın Türü: Bilimkurgu Roman
Yazarı: Ray Bradbury
Yayınevi: İthaki Yayınları
Sayfa Sayısı: 355
Baskı Yılı: 2015

TANITIM BÜLTENİ
“Temiz, dumansız ve etkili, işte karahindiba şarabı bu.” Düzyazının şairi Ray Bradbury’den, kendi çocukluğundan esintiler taşıyan eşsiz bir cennet tasviri. Ölümün kaçınılmaz olduğunu bilse de yaşadığının farkına varan, aldığı her nefeste daha da güçlenen on iki yaşındaki Douglas Spaulding, ailesi, zaman makinesi yapmaya çalışan komşuları ve yaz mevsimini doyasıya yaşadığı arkadaşlarıyla birlikte bu benzersiz romanda hayat buluyor. Hayatın büyüsü Douglas’ı etkilerken, yaz mevsiminin tüm güzellikleri karahindiba şarabıyla birlikte şişeleniyor. Bradbury, yarı-otobiyografik romanı Karahindiba Şarabı’nda geçmişini ve anılarını olmasını istediği gibi yeniden canlandırırken, çocukluğunun büyülü kapılarında bekleyip, okuru kendi cenneti Green Town’da misafir ediyor. Yıllarca fantastik kurgu, bilimkurgu ve korku türünde yazdığı eserlerle tanınmasına rağmen, en iyi eserlerinden biri olan bu romanla yaşamı boyunca yazdığı her cümleye kaynaklık eden bir büyüme öyküsü anlatıyor bize. Karahindiba Şarabı, Tom Sawyer’ın Maceraları ve Çavdar Tarlasında Çocuklar’la karşılaştırılabilecek güçte olan nadir romanlardan.

KİTABIN YORUMU
#kitapyorumu #okudumbitti
Sevgili arkadaşlar yazar kendi çocukluğunu ve 1928’de geçirdiği yaz ayını güzel bir kurguyla anlatmış. O yüzden bilimkurgu kitabı Fahrenheit’tan oldukça farklı bir eser. Gelelim kurguya; Douglas Spaulding on iki, erkek kardeşi Tom ise on yaşaşındadır. Büyükbaba, büyükanne ve bütün aile yazın hasadı yapılan karahindibanın hasattan sonra şaraba dönüştürülüp satılmasıyla geçimlerini sağlarlar. Kardeşiyle birlikte hasatta çalışan Douglas tek istediği şey kasabanın meydanında büyük bir dükkânda satılan Cream-Sponge marka spor ayakkabıdır. Parasını biriktirir yalnız az bir miktar eksiktir ona rağmen ayakkabı dükkâna gider. Bay Sanderson’a parasının yetmediği söylemek yerine harika bir konuşma yapar ve adam ona yanında çalışması için teklifte bulunur. Doug yeni ayakkabısını alırken Bay Sanderson’ı tatlı bir dille reddeder. Kasabadaki çocuklarla birlikte onlara dondurma ikram eden Bayan Bentley evine giderler. Dondurmalarını yiyen çocuklar yaşlı kadının bir zamanlar kendileri gibi çocuk olduğuna inanmazlar. Romanda Doug ve Tom kardeşlerin dışında kasabadaki diğer kişilerde anlatılıyor. Bazı detayları yazmak istemiyorum, belki okuyan olur. Ray Bradbury kendi çocukluğunu anlatırken aynı zamanda çocukların soyut kavramlara veya olgulara nasıl baktıklarını çok güzel tarif etmiş. Benim araştırıp yakaladığım en güzel detay ise Douglas yazarın ikinci ismi, Spaulding ise babasının ikinci ismi, iki ismi birleştirerek çok duygusal bir karakter yaratmış. Mutlaka okumalısınız. 

29 Eylül 2018 Cumartesi

Gladyatör (Alıntı) - Simon Scarrow


#okuduğumkitaplar
ALINTI:
“Gladyatör mü?” Julia kaşlarını kaldırarak şaşkınlıkla baktı. “Şanslı mı? Böyle bir yazgıyla karşılaşan birinin şanslı olduğunu nasıl düşünürsün?” 
Cato omuz silkti. “Eğitim zor ama bittikten sonra durumları hiç de kötü sayılmaz. Sahipleri oblara çok iyi bakıyor ve en iyi dövüşçüler, küçük servetler yapıp lüks yaşamlar sürüyor.” “Arenada hayatta kalırlarsa.” 
“Doğru ama lejyonlardakilerden daha fazla risk altında değiller ve çoğundan çok daha rahat yaşıyorlar. Gladyatörler yeterince uzun yaşarsa, özgürlüklerini kazanarak zengin bir emeklilik sürebilir. Askerler arasında bunu başarabilenler çok az.”
“Lanet olsun ki doğru,” diye homurdandı senturyon Macro.
Gladyatör - Simon Scarrow


Kişilik Bulmacası (Alıntı) - Phd. Florence Littauer


#okuduğumkitaplar
Sevgili arkadaşlar bugün sizlerle birkaç yıl önce okuduğum yazar Florence Littauer'ın "Kişilik Bulmacası" kitabından alıntı yapacağım. Kişisel gelişim alanında eski, kadim bilgilerle birlikte kendi bilgi ve tecrübelerini harmanlayan yazar yeni bir kişilik tablosu geliştirmiş. Okumak isteyenlere tavsiye ederim. 
ALINTI:
Antik Çağın Yunan filozoflarından, modern tıbbın babası olan Hipokrat, hastalarını gözlemlemeye başlamış ve iki insanın birbirine hiç benzemezken, çoğu insanın da benzer özelliklere sahip olduğunu keşfetmişti. Belirgin özellikleri yüksek sesle konuşmak ve geç kalmak olan insanları iyimser, eğlenceyi seven insanları da OPTİMİSTLER adlandırdı. Sürünün lideri olmayı seven ve hükmetme eğilimi olanlara KALORİKLER dedi. Bütün yaşamlarının düzen içinde olmasına ihtiyaç duyan ve başkalarından daha karamsar olanlara MELANKOLİKLER, izlemeyi tercih eden ve tercihi başka biri yaptığı sürece kolaylıkla her yöne gidebilenleri SOĞUKKANLILAR olarak belirledi. Orijinal fikirlere uyum sağlamak amacıyla biz de; Popüler Optimistler, Mükemmel Melankolikler, Güçlü Kalorikler ve Barışçıl Soğukkanlılar olarak uyarladık.