4 Kasım 2017 Cumartesi

Mayi Kıta 3. Kitap İstanbul (Yorum) - Nicholas Woodsworth



KÜNYE

Kitabın Adı: Mayi Kıta 3. Kitap İstanbul
Kitabın Türü: Gezi Anıları
Yazarı: Nicholas Woodsworth
Yayınevi: Everest Yayınları
Sayfa Sayısı: 176
Baskı Yılı: 2012

TANITIM BÜLTENİ
Nicholas Woodsworth rehberliğindeki yolculuğumuzda İskenderiye ve Venedik'in ardından Akdeniz üçlemesinin son durağı İstanbul'dayız. Fakat İstanbul'a giden yol, yazarımızın planlara değil yabamın ona sunduklarına sadık kalan tabiatından ötürü, önce Arnavutluk'tan daha sonra ise Midilli ve Çanakkale'den geçiyor.
Şehrin geçmişini, gündelik hayatın akıp giden temposunda arayan, bakıp geçmekten çok durup içine çeken bir anlatımı tercih eden bir seyyah için İstanbul'dan uygun bir şehir olur mu? Haliç Köprüsü'nde yağmura rağmen sıralanmış balıkçılar, sabah mahmurluğunda vapurdan boşalan kalabalığın halet-i ruhiyesi, İstiklal Caddesinde uğultu ile akıp giden insan seli, Altınboynuz'da geçmişi bugüne taşır gibi göz kırpan ışık huzmeleri... bir de Akdeniz'de ziyaret edilen şehirler boyunca hiç eksik olmayan dost sohbetleri.
İstanbul gerçekten Doğu ile Batı'yı birleştirecek bir köprü mü? Sürekli değişen, kalabalıklaşan bu megapolisin, küreselleşmenin beraberinde getirdiği sorular için bir cevabı var mı? Yoksa onlara sadece yenilerini mi ekliyor?
Hem sorularına, hem de büyüsüne dalıp gitmek için bu kitabı, İstanbul'un hâlâ güzel kalabilmiş manzarasına karşı okuma fırsatını kaçırmayın deriz.

KİTABIN YORUMU
Biterken...
Arkadaşlar serinin üçüncü kitabını hiç böyle düşünmemiştim. Yazarın yakaladığı şeyler gerçekten İstanbul'un özü ve ruhuydu. Ne eleştirmiş, ne de yermişti. Sadece ve sadece gözlemlemiş, özümsemiş, ardından da analiz etmişti. Gittiği üç şehrin ayrı ayrı tanımını alıntılamak istiyorum.
"İskenderiye ve Venedik gibi yerlerle ilgili az çok bir fikir edinebiliyorsunuz. Her ikisi de geçmişe ait şehirlerdi. İskenderiye tarihsel kaynaklarını görmezden gelerek geçmişin içine çekiliyordu. Öteki ise çok daha zekice bir şey yapmıştı: geçmişini çıkar amaçlı kullanarak onu kendinden uzak tutuyordu. Ancak İstanbul farklıydı. Yalnızca geçmişe ait değildi. Capcanlı bir şehirdi, enerjiyle, dinamik olasılıklarla dopdoluydu. Daha önce de değişmişti, yeniden değişecekti."
Aslında kitap bir gezi kitabından öte içinde tarihinde barındığı bir kitap. Yazar hem gezip hem de araştırma yapmış. Öyle ki, Osmanlı'nın getirmiş olduğu farklılıkları çok iyi yorumlamış. Örneğin; Avrupa’dakilerin asil kan muhabbeti yaparken Osmanlı'nın buna aldırmadan eşleri ve vezirlerini kölelerden seçmesine hayret etmiş. Benim ilgimi çeken kısımsa tanışıp arkadaş olduğu üç Türk'ün namaz kılmasını tahlil etmesiydi.
Konuşmaya ara verdiğimiz tek an, onların ayakkabılarını çıkarıp ofis mobilyalarını duvarlara iterek, Mekke yönünde secdeye yattıkları zamandı. Şaşırmıştım. Ferruh, Bekir ve Mehmet, İskenderiye’de vaaz verirken gördüğüm, kafaları takkeli imamlara hiç benzemiyorlardı. Anadolu’nun kasabalarında balçıktan yapılmış, toz içindeki camilerden çıkarken seyrettiğim köylü çiftçilerle de ortak bir noktaları yoktu. Modern ve eğitimli insanlardı. Türkiye’nin kozmopolit geçmişini koruma işini üstlenmişlerdi. “Seni şaşırtıyor muyum?” diye sordu Bekir bir gün. “Aynı anda hem demokrasiye, hem de İslam’a inanamaz mıyım?”
Türklerin farklılıklarının bununla da kalmadığını ekliyor yazar. Çeşit çeşit dini ve etnik grubun bir arada yaşaması, bir görevlinin kendisini Türk diye tanımlarken Avrupai bir görünüşe sahip olması, hiç tanımadıkları bir yabancıya ailesindeki bir birey gibi davranması dikkatini çekmiş ve çok hoşuna gitmiş. Bence harika bir eser arkadaşlar. Diğer iki kitabı okumasanız bile üçüncü eser İstanbul'u mutlaka okumanız gerekiyor. 

0 yorum:

Yorum Gönder