7 Kasım 2017 Salı

İncelediğim Diğer Kitaplar


#kitaptanıtımı #kitapgünü #indirimlikitaplar
Arkadaşlar incelediğim ilk kitaplardan biriydi. Sürükleyici bir romana benziyor. 
Tanıtım:
Luke Hadler’ın namlusunun ucunda önce karısı ve çocuğu, ardından da kendisi var. Kiewarra’nın tarım topluluğu her gün ölüm kalım meseleleriyle karşı karşıya. İçlerinden biri, olur da bu yükün altından kalkamazsa…
Onu yirmi yıl önce reddetmiş insanlardan dolayı federal dedektif Aaron Falk cenaze törenleri için Kiewarra’ya dönme konusunda isteksizdi. Ancak dedektiflik hünerleri, Hadler davasıyla ilgili gerçeklerden ve bu cinayet-intihar vakasından şüphe duymasına neden olmuştu.
Falk ölümleri daha derinlemesine araştırdıkça eski yaralar da açılmaya başlıyor: Falk ve çocukluk arkadaşı Luke’un paylaştığı, Falk’un uzun zaman önce unutulduğuna inandığı, Luke’un ölümüyle ortaya çıkmaya başlamış olan bir sır…


Tanıtım:
Korkunç, heyecanlı, gizemli, matrak! Düşünün 1883 yılındasınız. Kapadokya'nın meşhur Rum kasabası Sinasos'ta. 
Rum cemaati için mukaddes bir yer olan Aziz Nikolaos Manastırı'nda, gece vakti korkunç bir cinayet işlenmiş. Acımasız katil, kilitli odadan, arkasında hiç iz bırakmadan kaçmayı başarmış. Bir tarafınız Anadolu efsaneleriyle yoğrulup ete kemiğe bürünmüş, kilitli odalardan iz bırakmadan kaçan, ahalinin yarasa gibi uçtuğuna inandığı kana susamış bir katille; diğer yanınızsa kentin tehlikeli sırları, karanlık yeraltı labirentleri ve tarihi gizemleriyle örülü... Kan gölüne dönen manastırın ortasında, bir elinde yağ lambası, diğer elinde altı patlarla, her adımınızı gölge gibi izleyen katilin izini arıyorsunuz!
Dumanlı esrar tekkelerinin mavralı muhabbetlerinden, kadim efsanelere; gizemli, karmaşık cinayetlerden, insanoğlunun derinliklerindeki karanlık sırlara; zengin öyküsü, kafa karıştırıcı bulmacaları, heyecanlı kurgusuyla, gizemli, acımasız ve bir o kadar da esprili bir maceraya hazır olun.
Bu sürükleyici dönem romanı, sizleri daha ilk sayfasından ürkütücü, tuhaf ve sihirli bir dünyanın kapılarından geçirecek.


Tanıtım:
Aslında Herkes Aynı Görünür; Ama Kimse Aynı Değildir...
Alexander ve Christina, küçük bir kasabada karşılaşırlar. Bu karşılaşma onlar için daha önce görmedikleri bir hayatın başlangıç noktası olur. Farklı insanlar, dostluklar, aşk, zor kararlar, gözyaşları, kahkahalar, ümitler, biraz macera, bilinmeyenler ve bolca desadüf. Ama bu hayat dengede...
Bu kitap size gizem dolu bir hayatı Alexander ve Christina'nın hayata bakışlarını değiştirecek ilginç tesadüfler ve bilinmezliklerle dolu bir yolu nasıl aştıklarını anlatıyor. Acaba hem bu gizem dolu döngünün sırlarını, hem de hayatlarındaki garip sorunları çözebilecekler miydi? 'Hiç böyle tesadüf olur mu?' diyeceğiniz tesadüfleri mantık çizgisinde tutan bir hayatla karşımızdalar bu kitapta....
İleride olacakları ise ancak tesadüfler bize gösterecek...


Tanıtım:
Sezar’dan Arsen Lüpen’e... Tarihi bir sır, büyük bir serüven
Maurice Leblanc'ın 1909 yılında kaleme aldığı bu etkileyici romanda Arsen Lüpen bizi heyecan dolu bir serüvene davet ediyor. Bu öyle bir serüven ki işin içinde Fransa krallarının Sezar zamanından bu yana birbirlerine aktardıkları tarihi bir sırrı da saklıyor.
Kibar hırsızımız Oyuk İğne’nin sırrını korumaya çalışırken epey zorlanacak, çünkü bu kez Sholmès ve Ganimard'ın yanında henüz lise öğrencisi olmasına rağmen yaşından büyük bir zekâya sahip amatör dedektif Isidore Beautrelet'le de uğraşması gerekecek. Üstelik hayatında ilk kez, âşık olduğu kadınla güzel bir gelecek kurmayı düşünecek.
Oyuk İğne aslında ne ve nasıl bir güce sahip? Herlock Sholmès, Ganimard ve Paris'in en yeni dedektifi Isidore Beautrelet sır perdesini aralayabilecekler mi? Lüpen sevdiği kadına kavuşabilecek mi?
Arsen Lüpen hikâyesini anlatmak için sizleri bu gizem dolu sayfalarda bekliyor.


Tanıtım:
Ren, doğduğu gün yetimhaneye bırakılmış bir erkek çocuğudur. On iki yılını, yetimhanenin soğuk duvarları arasında, onu evlat edinecek birilerinin gelmesini bekleyerek geçirir. Ne zaman kapıdan içeri kendine bir oğul ya da işçi arayan biri girse, bu defa sıranın ona geldiğini düşünerek umutlanır ancak umutları hiçbir zaman gerçekleşmez. Çünkü Ren, doğduğu an ile yetimhaneye bırakıldığı an arasında bir yerlerde sol elini kaybetmiştir. Eli olmayan bir çocuğu da kimse evlat edinmek istemez.
Bir gün gizemli bir adam çıkagelir: Benjamin Nab.
Ren’in, onun kardeşi olduğunu söyler ve elini kaybediş hikâyesini anlatır. Benjamin’in anlattığı hikâye o kadar ikna edicidir ki, Ren’i onunla birlikte yetimhaneden gönderirler.
Ancak Benjamin’in anlattığı adam olmadığı kısa süre içinde ortaya çıkar. Onunla kaldığı sürece Ren’i bekleyen şeyler hem geçmişin hem de geleceğin bilinmeyenlerini içinde saklayan bir kutunun kapağını açmasını sağlayacaktır; hem de olmayan sol eliyle…

0 yorum:

Yorum Gönder