23 Eylül 2017 Cumartesi

Batıdan Gelen İblis 1. Kitap (Yorum) - Paul Doherty


KÜNYE

Kitabın Adı: Batıdan Gelen İblis 1. Kitap
Kitabın Türü: Gerilim, Tarihi Roman
Yazarı: Paul Doherty
Yayınevi: Martı Yayınları
Sayfa Sayısı: 650
Baskı Yılı: 2010

TANITIM BÜLTENİ
Maskeli olarak ta bilinen, çirkin Akenhaten, karanlık bir figürdür. Çocukken babası tarafından büyütülmüş ve eğitilmiştir. Şimdi, yetişkinliğe ulaştığında, büyük kardeşi ölür ve artık yönetimi ele geçirmenin zamanı gelmiştir. Yanında sadece yakın arkadaşı Mahu vardır, Mahu bu genç adamın gücü ele geçirme isteğine çok yakından şahit olacaktır. Akenhaten liderliği ele geçirdiğinde, tek tanrının Aten olduğunu ve kendisinin de onun (tanrının) tek çocuğu olduğunu dikte eder. Bu iktidar trajedi doludur. İhanet, sahtekarlık, şantaj ve entrikalarla dolu bu krallık bir gün Mahu’nun merakıyla birlikte çözülmeye başlar. Önce Akenhaten’in gizemli ve büyüleyici eşi Nefertiti’den şüphelenen Mahu, daha sonra Nefertiti’nin babası Ay’ın politik oyunlarını da farkeder. Karanlık ve gizemle dolu bu entrika üçgeni Akenhaten’in ortadan kaybolmasıyla bir anda bambaşka bir boyuta ulaşır.

KİTABIN YORUMU
Biterken...
Sevgili arkadaşlar antik mısırın serisinin ilk kitabı olan "Batıdan Gelen İblis sürükleyici bir kitap ama bu aralar benim okumaya pek zamanım olmadığından yorumunu ancak paylaşabildim. Aranızda Paul Doherty'i okuyanınız var mı bilemiyorum, kendisi bir akademisyen olduğu için anlatılan çağla ilgili fazlasıyla betimleme var. Bana Dan Brown'u hatırlattı. Okurken sanki yazar eşliğinde antik mısırı geziyormuş gibi geldi. Serinin hala basımı var ama ülkemizde pek satmamışa benziyor. Eser dönemin polis şefi, sırlar evinin yani gizli istihbaratın başı ve kralın en yakın dostu olan Mahu'nun günlükleriyle araştırılmasıyla birlikte kurgulanmış. Bütün hanedanlık, olan olaylar Mahu'nun gözünden aktarılıyor. Ben bu günlük tarzındaki aktarımı beğendim lakin böyle aktarımlarından en büyük sıkıntı sadece anlatanın gördüklerini aktarması. Doğal olarak o zaman olan olayları yarım yamalak biliyorsunuz.
Gelelim kurgusuna; hikâye 17. hanedanlıkla başlıyor. Üçüncü Amenhotep'in tahtın varisi olabilecek Tuthmosis ve Akhenaten adına iki oğlu vardır. Büyük oğlu Tuthmosis tahminime göre verem hastasıdır. Çünkü yazar hastalıklar o dönemde bilinmediği için doğal olarak hastalığın adından söz etmiyor. Küçük kardeş Akhenaten'de doğarken şekil bozukluklarıyla doğduğu için (o çağlarda hanedanlıktan ensest ilişkiden doğan pek çok kral olduğundan bedensel şekil bozuklukları oldukça fazlaymış ve sakat doğumların ensestten ilişki yüzünden olduğunu bilmiyorlarmış) ucube olarak anılır. Ve tapınağın ruhbanları yaşamasının doğru olmadığı vurgular. Ama annesi kraliçe Tiye evladına kıyamaz ve onu Thebes'te yer alan krallığın çok uzağında Aten'de gözetim altında büyümesini sağlar. Bir gün yakın dostu olacak savaş kapında eğitilen Mahu ile tanışır. Onunla hoş bir arkadaşlığı başlar. (Tahminen 14 yaşlarında arkadaş olurlar.) Akhenaten aynı zamanda garip bir maske taktığı için Maskeli Kişi olarak da anılmaktadır. On sekiz yaşlarına gelince dayısının kızı Nefertiti (Güzellikden Gelen) ile evlenir. Aradan geçen beş on yılda Nefertti devamlı kız çocuğu doğurur. Bu arada abisi Tuthmosis ölür ve tahta Akhenaten geçer. Kendinden öncekiler pek çok tanrıya inanırken kendisi tek tanrı Aten'e inanmaktadır. Zaten büyüdüğü yerde kendine bir saray ve birden fazla tapınak inşa ettirir. Tüm halkını, saray erkânını Aten'e tapmaya zorlar. Doğal olarak herkes onu Kâfir Kral diye anmaya başlar. Peki, Kral Akhenetan'ı kendiliğinden mi ölmüştür yoksa hala yaşamakta mıdır? Acaba kendinden sonra tahta bir varis bırakabilmiş midir? Tüm bu soruların cevabını okumak isteyenlere bırakıyorum.
Değinmek istediğim bir kaç husus var. İlk önce Akhenaten hakkında yaptığım araştırma da neden tek tanrı inancını geliştirdiği bilinmiyor. Hatta bazı tarihçiler vezirlerinden Yuya'nın Hz. Yusuf olduğunu iddia ediyorlar. Ayrıca geçen senelerde ülkemizde yayınlanan Hz. Yusuf dizideki Firavun'un adı Akhenaten'dir. Sanırım diziyi çeken İran'lı yapımcılar az evvel bahsettiğim tarihçilerin kaynaklarından yararlanmışlar. Son olarak da kitabı okumak isteyenlere tavsiyem; antik mısır dönemini okuduğunuzda anlatılan ahlaki çarpıklıkları insanların ne kadar gerçeklerden uzak yaşadıklarına bir kanıt olarak değerlendirsinler.

0 yorum:

Yorum Gönder