30 Mayıs 2017 Salı

Kahire Üçlemesi - Necip Mahfuz


KÜNYE

Kitabın Adı: Kahire Üçlemesi, Saray Gezisi, Şevk Sarayı, Şeker Sokağı
Kitabın Türü: Roman
Yazarı: Necip Mahfuz
Yayınevi: Hit Kitap
Sayfa Sayısı: 528, 448, 328
Baskı Yılı: 2011

TANITIM BÜLTENİ
I.KİTAP
Mahfuz'u dünya romancılığının doruklarına taşıyan; bir ailenin üç kuşağının anlatıldığı üçlemenin ilk kitabı Saray Gezisi'nde,1990'ların İngiliz işgali altındaki Kahire'sinde yaşayan bu aileyi tanırız: Karısına ve çocuklarına karşı son derece katı, despot biriyken, evin dışında, şakacılığıyla, kibarlığıyla tanınan ve erotik zevkler peşimde gittiği gece âlemlerinin aranan siması Ahmet Bey. Namuslu bir kadının, yanında kocası ya da yetişkin oğulları olmadan sokağa çıkmasının hoş karşılanmadığı bir toplumda, ev hapishanesinin gönüllü mahkûmu Emine Hanım. Ve çocukları.
II.KİTAP
Kahire Üçlemesinin ikinci kitabı Şevk Sarayında Ahmet Abdülcevat ve ailesinin hikâyesi devam ederken artık ikinci kuşağın, yani çocukların -Yasin, Kemal, Hatice ve Ayşe-yaşamı ağırlık kazanıyor. Yasin'in evinin bulunduğu Şevk Sarayı Sokağı'ndan adını alan bu ikinci kitabın arka planında 1920'lerin sonundaki Mısır ve Kahire de yerini koruyor.
Kahire Üçlemesinin birinci kitabı Saray Gezisi üzerine yazılanlar:
Necip Mahfuz Saray Gezisi'nde, her bir aile ferdinden etkileyici tiplemeler çıkarmayı bilmiş. Batı dünyasında ne ölçüde kavrandığını bilemiyorum, ancak bu ailenin, özellikle Ahmet Bey'in bizim toplumumuzda hâlâ bir karşılığı var. Din ve gelenekle modernleşme arasındaki gerilimin sürdüğü bir ülkede, elli yıllık gecikmesine: rağmen Saray Gezisi hâlâ güncel.
II.KİTAP
Kahireli tüccar bir ailenin hayatı etrafında Mısır'ın siyasi ve toplumsal geçmişinin anlatıldığı bu son kitapta ailenin üçüncü kuşağı ele alınıyor. Üçlemenin son kitabında elden ayaktan düşmüş bir Ahmet Bey ile artık sokağa çıkmak için izin alması gerekmeyen bir Emine çıkıyor karşımıza. Onların yetişkin torunlarının hikâyesini okurken arka planda 1940'ların Mısır'ına vâkıf oluyoruz. Mısır toplumu giderek daha fazla dünyaya açılırken üçüncü kuşağın yaşam tarzı, ilişkileri, sorunları birinci kuşağın tasavvur edebileceğinin çok ötesine gitmiştir...
Başyapıtı Kahire Üçlemesi'nin ardından, ıngilizlerin Dickens'ı ile; Fransızların Balzac'ı ve Zola'sı ile karşılaştırılan; Rusların Tolstoy'u, Dosteyevski'si ve Soljenitsin'i ile kıyaslanan Necip Mahfuz bütün bu büyük yazarlar gibi, aslında her şeyden önce kendisiydi.

KİTABIN YORUMU
#okuduğumserikitaplar #necipmahfuzkitapları #kahireüçlemesi 
Sevgili arkadaşlar Mısır'ın Nobel ödüllü yazarı Necip Mahfuz'un Kahire üçlemesini okuyalı neredeyse iki yıl oluyor. Yazarın diğer kitaplarını okumak nasip olmadı henüz. Gerçi bu üçlü seriyi okuyunca sanki hangi kitabını okusam aynı tadı verecek gibi gelmiyor. Hatta son kitaba gelince kurgudaki geçen zaman ve şahısları yaşlanması beni oldukça hüzünlendirmişti. Kurgu 1890'ların İngiliz işgali altındaki Kahire'sinde yaşayan Ahmet beyin evinde başlıyor. Birinci kitap Saray Gezisinde, 50'li yaşlarında olan Ahmet bey karakteri, yaşamını ve eşine, 5 çocuğuna olan yaklaşımı ön plana alınarak anlatılmış. Aynı zamanda kurguda o dönemlerde olan siyasi ve dini olaylarda işlenmiş. Hatırladığım kadarıyla birinci kitabın sonu hüzünlü bitiyordu. İkinci kitap Şevk Sarayında, Yaşı ilerleyen Ahmet beyin çocuklarının yaşamı, karakterleri ve seçimleri çok güzel bir anlatım tarzıyla işlenmiş. Kardeşler arasındaki en küçük kardeş olan Kemal'in dünyasından ailesini okumak ise ayrı bir bakış açısı katıyor. Üçüncü kitap Şeker Sokağında da, Küçük kardeş Kemal'in ve neredeyse yaşına yakın yeğenlerinin hayatı aktarılıyor. Unutmadan belirtmeliyim ki, birçok bir ailenin ya da sülalenin yaşamını anlatırken genellikle dramları ve büyük hataları vurguluyor. Dostoyevski gibi düşünün. İnsanların nasıl hallere girebileceğini hayretler içerisinde okuyorsun. Zaten Necip Mahfuz'da Mısır'ın Dostoyevski olarak anılıyor. Bence bundan daha fazlasını da hak ediyor. Seri bittikten sonra ben yazarın hayatını araştırmıştım. Romandaki gibi kendisi de 5 kardeşli bir ailenin en küçük çocuğu olarak doğmuş ve kalabalık bir aile de büyümüş. Sanırım kahire üçlemesinde de gördüklerini yazmış. Son olarak Osmanlı'ya bağlı pek çok ülke de olduğu gibi İngilizlerin oyunlarının insanları mahvettiğini de görebiliyorsunuz. İnanın o kısımları okumak beni derinden üzdü. Bir devlet ölürken aslında insanoğlu ölüyor.


0 yorum:

Yorum Gönder