20 Ocak 2018 Cumartesi

Oliver Bowden Kitapları


#okuduğumkitaplar 
Arkadaşlar sizinle okuduğum Assassin's Creed serisini paylaşmak istedim. İçlerinden en çok beğendiğim kurgular tabi ki, Ezio Auditore'nin olduğu kitaplar oldu. Serinin oyunlarını oynayanlar mutlaka bahsettiğim karakteri tanıyacaktır. Oynamayan varsa, bu aksiyon ve macera dolu seriyi hepinize tavsiye ederim.
1. Assassin's Creed Rönesans - Ezio Auditore
2. Assassin's Creed Yoldaşlık - Ezio Auditore
3. Assassin's Creed Gizli Sefer - Altair
4. Assassin's Creed Sırlar - Ezio Auditore
5. Assassin's Creed Sahipsiz - Haytham Kenway

18 Ocak 2018 Perşembe

Assassins Creed Sahipsiz (Yorum) - Oliver Bowden



KÜNYE

Kitabın Adı: Assassin’s Creed Sahipsiz
Kitabın Türü: Macera Romanı
Yazarı: Oliver Bowden
Yayınevi: Epsilon Yayınları
Sayfa Sayısı: 400
Baskı Yılı: 2017

TANITIM BÜLTENİ
HAKİKAT KANLA YAZILACAK!
“Ben kılıç kullanmakta ustayım. Ve ben öldürme işinde yetenekliyim.
Bu yeteneğimden zevk almıyorum. Bu işte sadece iyiyim, o kadar.”
1735 Londra
Haytham Kenway kılıç tutabilecek yaşa geldiğinde beri silah eğitimi alıyordu. Ailesiyle birlikte yaşadığı ev saldırıya uğradığında -babası öldürülmüş ve kız kardeşi silahlı adamlarca kaçırılmıştı- Haytham yuvasını yapabileceği tek şekilde savundu: Öldürerek.
Artık bir ailesi olmadığından, gizemli bir eğitmen tarafından alınıp eğitildi ve ölümcül bir katile dönüştü. Öç alma isteği onu tükettiğinde, Haytham intikam almak için araştırmaya başladı. Artık kimseye güvenmiyor ve bugüne kadar bildiği her şeyi sorguluyordu.
Assasinler ve Tapınakçılar arasında yüzlerce yıldır devam eden savaşın ortasına sürüklendiğinde etrafı komplo ve ihanetle sarıldı.
Ama o öldürmek için doğmuş ve eğitilmişti, karşısına kim çıkarsa çıksın durmayacaktı.

KİTABIN YORUMU
#kitapyorumu #okudumbitti
Arkadaşlar serinin okuduğum beşinci kitabı, bu eserde farklı bir suikastçiyle karşı karşıyayız. Diğer kitaplardaki Ezio Aditore ve Altair karakterleri ne yaptığını bilen ve kararlı suikastçilerdi. Bu yüzdende hedeflerine ulaşırken ayrı biri heyecanlanmıştı. Ama beşinci kitapta bambaşka bir karakter olan Haytham Kenway tanışıyoruz. Kitabın isminde de vurguladığı gibi sahipsiz biri Haytham, kendini hiçbir yere ait hissedemiyor. Nedenine gelirsek; sekiz yaşındayken annesi, babası ve ablasıyla güzel bir ailesi vardır. Babası bir Assassin olduğundan oğlunu da bir Assassin gibi yetiştirir. Ve bir gün evlerine ticaret amacıyla babasının bir arkadaşı Bay Birch gelir. Onun dünyalarına girmesiyle yaşamları altüst olur. Çünkü bir gece baskınına uğramışlardır. Babası öldürülmüş, ablası ise kaçırılmıştı. Kaçıranlar kim olduğunu bilmeyen Haytham’ı yetişkin çağına kadar Bay Birch bir Tapınakçı olarak büyütür. Hem babasının hem de Bay Birch’in öğrettikleri arasında bocalayan Haytham bir türlü neler döndüğünü çözememektedir. Terk derdi babasının ölmesine yol açan ve ablasını kaçıran kişiyi bulmaktır. Peki, bulabilecek mi? Sevgili kitap kurtları devamını okuyanlar öğrenecek! :)
Kurgunun bazı kısımlara değinmek istiyorum. Pek çok ipucu Haytham’ın önüne geliyor ama nedense orta yaşlarına kadar Bay Birch’i araştıracak kadar ondan şüphelenmiyor? Burası bana biraz mantıksız gelmişti. Diğer kısım önceki kitaplardan bildiğim kadarıyla bütün Assassinler kimin Tapınakçı olup olmadığını biliyordu. Doğal olarak Haytham’ın babası bir Assassin ise neden Haytham’ı korumadılar ya da büyütmediler? Bu sorular gibi birçok soru aklımda kitabı bitirirken.
Son olarak; roman türü açısından günlük tarzında yazılan kurgu oldukça sığ kalıyor. Örneğin; günlüğe atılan tarih kişinin yaşadığı günler birbirini tutmuyor. Haytham günlüğüne sekiz yaşındaki halini anlatarak başlıyor. Bu ne demektir, günlüğü yazan kişi olgun bir yaşta olmalı! İşte kitapta bu kısım belirsiz. Yani Haytham yaşlanmışta mı bunu yazıyor yoksa orta yaşlarda mı, bilinmiyor. Fakat aksiyon ve macera tam gaz devam ediyor, okumak isteyenlere tavsiye ederim. 

15 Ocak 2018 Pazartesi

Alain de Botton Kitapları



#okuduğumkitaplar #felsefekitapları
Arkadaşlar felsefeci yazar Alain de Botton'un okuduğum ilk kitabı "Felsefenin Tesellisi" idi. Gerçekten felsefenin günümüz mantığı ile örtüşen yerlerini yazar çok güzel anlatmış. İkinci kitap "Haberler" ki, en beğendiğim kitabı buydu. Teknoloji çağında neyin bizi etkilediğini bilmemiz gerekiyor. Üçüncü kitap "Statü Endişesi" idi. Üniversiteyi bitirdikten sonra ülkemizde okuma ile çalışmanın birbirinden farklı şeyler olduğunu gözlemlediğimden ilgimi çekmişti. Sonuncu okuduğum ise geçende yorumunu paylaştığım "Çalışmanın Mutluluğu ve Sıkıntısı" 

14 Ocak 2018 Pazar

İncelediğim Kitaplar



#incelediğimkitaplar
Arkadaşlar incelediğim üçüncü kitap Yabancı yayınları dünya klasiklerinden Dracula.
Tanıtım:
Dracula...Gerilim ve korku türünün başyapıtı...
Viktorya Dönemi'nin aşırı ahlakçı görünümünün ardında yatan karanlığı ve ikiyüzlülüğü açığa vuran bir anlatı. Stoker bu yapıtıyla, yaşadığı dönemin ahlakçı ve bilimci ütopyacılığını, kana susamış bir vampirin şahsında, hünerli bir biçimde eleştiriyor.
Kont orada yatıyordu, ama sanki gençliği yenilenmiş gibi görünüyordu; yanakları daha dolgundu ve beyaz derisinin altı yakut kırmızısı görünüyordu; ağzı her zamankinden de kırmızıydı, dudaklarında taze kan damlaları vardı ve ağzının kenarlarından aşağı akıyor, çenesinden ve boynundan süzülüyordu.


Arkadaşlar kitapçıda incelediğim diğer bir kitap ise Neil Gaiman'n kitabı oldu. 
Tanıtım:
Edebiyatın alameti farikalarından biri de hayal gücü; işte Neil Gaiman ile Al Sarrantonio’nun bu olağanüstü öykü derlemesi hayal gücünün ve iyi kurgunun, edebiyatın her türünde kendini öne çıkaracağını kanıtlar nitelikte.
Okudukça dünyaya bakış açımızı değiştiren, zekâ ve hayal gücüyle dolu bu derleme, sıradışı kurgunun sınırsız alanını daha da genişletmek adına atılan yepyeni ve cüretkâr bir adım.


Arkadaşlar Cansu Canan Özgen'den farklı bir araştırma kitabı. 
Tanıtım:
Tarihin en kadim milletleri sıralansa hiç şüphe yok ki Türkler en ön safta yer alacaklardır. İzledikleri yollar, vardıkları coğrafyalar, söyledikleri şiirler, savaş stratejileri ve daha nice konularıyla Türk tarihinin kendine has birçok bilinmeyeni vardır.Tarihi ekranlar vasıtasıyla her yaşa yeniden sevdiren Cansu Canan Özgen, Türklerin izini alanında uzman tarihçilerle sürüyor.
Kür Şad gerçekten yaşamış mıydı? Orhun Kitabeleri nasıl çözüldü? Attila’nın Avrupa tarihindeki yeri neydi? Cengiz Han Türk müydü? Prof. Dr. Ahmet Taşağıl anlatıyor.
Hasan Sabbah kimdi? Nizamülmülk ve Ömer Hayyam’la sınıf arkadaşı mıydı? Fedailer suikastları neden hançerle yapıyordu? Doç. Dr. Haşim Şahin anlatıyor.
Timur, Türk müdür? Türklerde tarih anlayışı nasıldır? Türkçenin Türk devletlerindeki yeri neydi? Safeviler Türk Devleti miydi? Prof. Dr. İlber Ortaylı anlatıyor.
İstanbul’un fethinde gemiler gerçekten karadan yürütüldü mü? Ulubatlı Hasan diye birisi var mıydı? Akşemseddin, Fatih’e neden bir mektup yazmıştır? Prof. Dr. Feridun M. Emecen anlatıyor.
Casuslar maaşlı elemanlar mıydı? Bugünkü manada casusluk teşkilatları var mıydı? Casuslar birbirlerini nasıl tanırlardı? Özel işaretleri ya da sembolleri var mıydı? Doç. Dr. Emrah Safa Gürkan anlatıyor.
Orta Asya’nın bozkırlarından Avrupa’nın kapılarına, Hunlar'dan Osmanlı'ya, Fatih'ten Atatürk'e Türk tarihinin önemli çağları, imparatorlukları ve komutanları Türklerin Serüveni'nde anlatılıyor.


Arkadaşlar yazar eserde ninesinin ve dedesinin yaşadıklarını anlatmış.
Tanıtım:
Papağanlar konuşur, bunu biliyoruz. Ama “haber” verirler mi? Yahut geçmişten konuşma yetenekleri var mıdır? 
Kars’a yolculuk, Bünyamin, Besti Nine, Eylül, günümüzün yozlaşmış ilişkileri, psikolojik arka planlar, Gülbadem, Zencefil, Hindistan, Osmanlı İstanbul’u, ezanlar, silahlar, Sunullah Efendi, Mevleviler, Galata, kıraathaneler, Fülfül, şiirler, hüzün ve tebessüm... Genç bir yazarın kaleminden, epey olgun bir roman Uzakların Şarkısı.
“Haklısın. Ruhumun içinde usulca büyüyen başka bir ruh var; ben ona mukavemet gösterdikçe etrafında dönmeye başlıyorum, tıpkı senin gibi. Bir olmalıyız. Belki birbirimize çarparak durabiliriz.”


Arkadaşlar "Martı" eserinin baskılı hali çok güzelmiş. Tavsiye ederim. 
Tanıtım:
Durgun denizin minik dalgacıkları üzerinde, güneşin altın gibi ışıldadığı pırıl pırıl bir sabahtı.
Sahilden bir mil uzaklıkta, denizi kucaklarcasına ilerleyen bir balıkçı teknesi, martılara kahvaltı zamanının geldiğini haber veriyordu. Binlerce martı, bir lokma yiyecek için mücadeleye girişmişti bile. İşte zor bir gün daha başlıyordu.


Arkadaşlar Zeytin Ağacı ile birlikte bir ailenin yaşadıklarına şahit olacaksınız.
Tanıtım:
Keller ailesinin beş kuşağından kadınlar gözlerden uzak bir zeytinlikte, aynı evde yaşamaktadır: zinde ve güçlü bir kadın olan 112 yaşındaki aile reisi Anna, onun kızı Bets, torunu Callie, torununun kızı Deb ve torununun torunu Erin… Bu aile ilk bakışta sıradan gibi görünse de içlerinden ikisinin uzun ömürle ilgili bilinenleri kökünden sarsması onları sıra dışı kılmaktadır.
Bir gün Keller ailesinin uzun ömür mucizesini araştırmak için kasabaya bir genetik bilimci gelir ve bu sırada Erin bir erkek bebek beklediğini duyurur. Böylece Keller kadınlarının köklerine uzanan yolculuk başlar. Ailenin toprakla ve zeytin ağaçlarıyla iç içe olan hayatı, nesiller sonra yankılanan anıların, sırların, hayal kırıklıklarının, kıskançlıkların ve bağışlamaların etkisiyle hareketlenir. Yaşananlar bu beş kadının derinlerde gömülü tuttukları acı verici duyguları ve her birini sarsacak kapalı kutuları bir bir açacaktır.
Büyülü zeytinlikleri ve sıra dışı kadınlarıyla Zeytin Ağacı, bir ailenin sevinçlerini, hüzünlerini ve bir nesli diğerine bağlayan duyguları bir araya getiren olağanüstü bir roman.


Arkadaşlar 1915 yılında Karadeniz coğrafyasının verdiğini mücadele anlatılıyor.
Tanıtım:
Yıl 1915… Soğuk bir şubat sabahı Rus gemileri Trabzon limanını bombalamaya başladığında, halkın yüksek bölgelere çekilmekten başka yapabileceği bir şey yoktu.
Anadolu ateşten bir çemberin içerisindeydi. Eli silah tutan herkes cephelerdeydi; Çanakkale’de, Kafkaslarda, Yemen’de…
Karadeniz’i savunmak, sayıca ve teçhizat bakımından düşmandan çok geride olan küçük bir orduya ve Gönüllüler’e kalmıştı.
Ülkesini işgalden korumak için canını ortaya koyan Karadeniz insanının gözü pekliğine ve yurt sevgisine dair destansı bir hikâye…
Düşman soluğu altında yaşanan bir aşkın ve bir savaşın romanı…

13 Ocak 2018 Cumartesi

Çalışmanın Mutluluğu ve Sıkıntısı (Yorum) - Alain de Botton


KÜNYE

Kitabın Adı: Çalışmanın Mutluluğu ve Sıkıntısı
Kitabın Türü: Felsefe
Yazarı: Alain de Botton
Yayınevi: Sel Yayıncılık
Sayfa Sayısı: 329
Baskı Yılı: 2014

TANITIM BÜLTENİ
Geçmişte kölelere reva görülen çalışma, günümüzde yaşamımızın en önemli parçasını oluşturuyor. Zamanımızın büyük bölümünü fabrikalardan limanlara, elektrik santrallerinden füze rampalarına uzanan farklı çalışma mekânlarında geçiriyoruz. Alain de Botton yeni kitabında bu mekânları ziyaret ediyor ve bisküvi üreticilerini, liman işçilerini, elektrik mühendislerini, ressamları, muhasebecileri, kariyer danışmanlarını çalışırken izliyor. Farklı alanlarda çalışan bu insanların işlerini nasıl yaptıklarını anlatırken çalışmanın doğası üzerine çarpıcı düşünceler geliştiriyor. Çalışmanın Mutluluğu ve Sıkıntısı tuhaf olduğu kadar güzel de olan işyerlerini Alain de Botton’un rehberliğinde gezen okurları kendi çalışma yaşamları hakkında düşünmeye kışkırtacak.

KİTABIN YORUMU
#kitapyorumu #okudumbitti
Arkadaşlar felsefeci Alain de Botton’un okuduğum dördüncü kitabı oldu. Sosyolojik gözlemle yazılan kitaplara bayılıyorum. Her kitapta bilgi var ama sosyolojik gözlemde geçmişin dinamikleriyle günümüzün dinamiklerinin karşılaştırılması ayrı bir düşünme süreci bence. Çünkü aynı anda hem geçmişi hem de bugünü tefekkür etmek harika metaforların çıkmasına yol açıyor. Öncelikle yazarın belirli iş kollarını incelemek için o mekânlarda zaman geçirerek edindiği gözlemleri aktardığını belirteyim. Gelelim yazarın çalışma ve iş hayatındaki çözümlemelerine; bazı iş kollarının geçmişten bugünümüze hatta yarınlarımıza uzanan bir dinamiği var. Örneğin; aşçılık, mimarlık, öğretmenlik, doktorluk gibi! Bu mesleklerin her çağda kişiye kattığı değerde birbirinden farklı oluyor. Eski çağlarda bir öğretmenden bahsederken sadece bilgi aktaran değil, aynı anda tam zamanlı çocuğun hayatında var olan birinden de bahsediliyordu. Günümüzde ise öğretmenlerin etki alanı okul ortamıyla sınırlı! Ya da eskiden bir doktor aynı zamanda eczacıydı, yani hastayı iyi edecekler ilaçları kendi hazırlıyordu. Doğal olarak daha geniş bir bilgiye sahipti. Lakin günümüzde doktorlar üniversitede hastalıkları iyi edecek ilaçların bilgilerini öğreniyorlar, ilaç yapımında aktif katılım yok. Bunun olmamasının bir sebebi de devamlı artan insan sayısı. Çok insan demek, daha çok hizmet ve ilaç yapımı demek! Bu anlamda sanayi devriminden sonraki işlerin alanları küçük, çalışanlar fazla. Örneğin; psikoloji ekolünden türeyen popüler meslekler arasında “Kariyer Danışmalığı” var. İşte bu meslekle birlikte yazar bisküvi yapımı, roket bilimi, ressamlık, aktarım mühendisliği, muhasebecilik, girişimcilik ve havacılık mesleklerini de gözlemleyip anlatmış. Ayrıca kitabın çevirisi de çok iyi, oldukça kısa bir zamanda okuyup bitirdim. Su gibi akıyor desem yeridir. Okumak isteyenlere ısrarla tavsiye ederim.
Not: Arkadaşlar ben sıklıkla fikir kitapları okuduğum için bu tarz kitapları daha çabuk bitiyorum. Bu açıdan belki size sıkıcı gelebilir. ;)

10 Ocak 2018 Çarşamba

Arka Kapak Dergisi - 2016 Temmuz Sayısı



Temmuz 2016/ Genç Kafka’nın Acıları
Kafka’nın mahremiyetini ihlal etmek için onun mektuplarını okumanız şart değil, hemen hemen tüm kitapları kişisel psikolojisini o kadar net bir şekilde yansıtır ki Kafka’nın ruhunun tüm güçlü ve zayıf noktalarını, toplum ve aile ile gerilimini, kendine yönelik güvensizliğini satır aralarında yakalar ve kendinizi bu büyük yazarın, büyük dil ustasının mahrem dünyasına yönelik tecessüs halinde hissedersiniz. Kafka’nın romanları da tıpkı gizli aşklarına yazdığı mektuplar gibi Kafka’nın okurlarına gönderdiği birer itiraf mektupları gibi değerlendirirsek belki de bunların ölümünden sonra yakılmasını niye vasiyet ettiğini anlayabiliriz. Yazarlar çoğunlukla yazarken metinde kendisini gizler ve okurunu kandırmaya çalışır ama Kafka’nın her cümlesi kendisini açık eder.
Mehmed Ali Çalışkan - Syf. 24-25

9 Ocak 2018 Salı

44 Türk Masalı (Yorum) - Ignacz Kunos


KÜNYE

Kitabın Adı: 44 Türk Masalı
Kitabın Türü: Fantastik/Masal
Yazarı: Ignacz Kunos
Yayınevi: Tuti Kitap
Sayfa Sayısı: 416
Baskı Yılı: 2016

TANITIM BÜLTENİ
Masallar umut kaynağıdır...
Kötülüklerden kurtulmanın mümkün olduğunu gösterirler ve hepsinde iyiler ödüllendirilir, kötüler ise cezalandırılır. Nihayet mutlu sona ulaşılır.Bu âlem mucizelerle doludur...
Masallardaki sultanlar, şehzadeler, cesur köylüler, büyücüler, cadılar, ejderhalar ve devler gibi kahramanlar da gerçek dünyadakine benzer korkularla, felaketlerle karşı karşıyadır ama burada arzular gerçek olur. Bazen dervişler, bazen periler, bazen de konuşan hayvanlar kahramanların imdadına yetişir.
Ignácz Kúnos'un, Osmanlı Türkiyesi'ne yaptığı gezilerde derlediği masallardan oluşan ve 1913 yılı orijinal kopyasına sadece Northwestern Üniversitesi'nden ulaşılabilen "44 Türk Masalı" ülkemizde ilk defa yayımlanmaktadır. Ve bu kitaptaki hayal dünyasının kapıları sadece çocuklara değil, herkese açıktır...
Şimdiye kadar hiç dinlemediğiniz ve okumadığınız bu masalları keşfetmeye hazır mısınız?

KİTABIN YORUMU
#kitapyorumu #okudumbitti
Arkadaşlar masallar, peri masalları inanılmazlıklarla dolu. Acaba masalların içindeki insanlar mı fantastik yoksa masal dünyası mı her şeyi fantastik bir hale getiriyor. Günümüzde fantastik denince insanın aklına direk batı edebiyatı geliyor. Çünkü ilk önümüze sunulan onlar maalesef. Kırmızı başlıklı kızdan tutun, mitolojik karakterlere kadar neredeyse bütün fantastik dünyayı gördük ve görmeye devam ediyoruz. Aslında bunların hepsi pagan ve doğa ana felsefelerinin barındığı masallar ve bana sorarsanız bize kesinlikle hitap etmiyorlar. Bundan yaklaşık üç, dört yıl önce zar zor temin edip Yapıkredi yayınlarından “Binbir Gece Masalları” nı bir buçuk yılda okudum. Ve okudukça da zihnimde fantastik dünya hem daha çok büyüdü hem de olması gereken yere oturdu. Öyle ki Doğu masallarındaki karakterlerinin başlarına bir sıkıntı geldiğinde sürekli Allah’a dua etmeleri bana “Neden Doğu masallarını daha önce okumadım ki!” cümlesini söyletirdi. Ayrıca “Binbir Gece Masalları” çoğunlukla Orta Doğu’da geçtiğinden “Acaba Osmanlı döneminde böyle fantastik masallar var mı?” sorusunu aklıma getirdim. Geçen aylarda Arka Kapak dergisinde Tuti Kitap’tan çıkmış 44 Türk Masalı’nı okuyunca hemen temin ettim. 44 masalın arasında insanın bedensel acziyeti aşan kısımlar bile var. “Hadi canım” diyerek okuyacağınıza eminim. Öncelikle yabancılardaki Troll’ün bizdeki Dev’e eş değer olduğunu ve Türk-Osmanlı mitinde devlerin periler ailesinden geldiğini belirtmek isterim. Ve her fantastik öğenin hem anlaşabilmek hem de öldürebilmek için belirli şifreleri var. Örneğin; bir dev anasıyla karşılaştıysanız “Anacığım” deyip sarılmazsanız ölüyorsunuz. Bu sarılma faslı muhtemelen korkunun üstüne gitmekle alakalı. Başka bir örnekte de eğer bir yedi başlı ejderha veya dev anasını öldüreceksiniz öldürücü darbeyi vurmamanız gerekiyor. Çünkü “Son bir kez daha vur öyleyim” dediğinde karakter (şehzade) itiraz ederek bunu yapmıyor. Yine muhtemelen son darbe intikamla vurulacağı için fantastik yaratık ölmeyebilir. Bir diğer açıklaması Türk filmlerinde de görmüşsünüzdür, biz hep son darbeyi vurmaz, karşı taraf aman dilerse affederiz. Belki nedeni bundandır. Son olarak eser 44 masal olduğu için pek çok masalın bazı kısımları ve kurtulma yolları birbirine benziyor. Okurken bu hususa takılmayacağınızı düşünüyorum. O yüzden her yaştan okuyucuya kitabı tavsiye ederim. Hikâyeler kısa olduğundan çocuğunuza gece yatmadan önce okuyabilirsiniz.  

6 Ocak 2018 Cumartesi

44 Türk Masalı (Karakalem Çizimler) - Ignacz Kunos