23 Mayıs 2017 Salı

Tempo Travel Dergisi (Alıntı) - Jules Verne



#dergiokumak #tempotraveldergisi
Arkadaşlar çok güzel bir makale okuyorum. Jules Verne'nin kitaplarındaki maceraların geçtiği mekanları kaleme almış. 
JULES VERNE'LE BİLİNEN ve BİLİNMEYEN DÜNYALAR - Delal Arya:
Eski moda serüvenler nereye gitti? Onların kara kahramanları şimdi ne yapıyorlar? Sonsuza kadar Amazon Nehri'ndeki bir salın içinde, bir mağarada ipin ucunda, güney denizlerinde gezinen balina gemisinde mi takılı kaldılar? Onları en son nerede bırakmıştım? Rengarenk çikolataları yiyerek serüven kitapları okuduğum yerde mi kaldılar? Hasta olup okula gidemediğim o sene, ben Jules Verne'le dünyayı dolaşmıştım. Kaptan Grant'in çocuğu olduğumu hayal eder ve denize şişe içinde mektup atardım. O kitaplar hala var. Ama ya onları okurken hissettiğim o duygular? Hayal kurmak insanın binebileceği en manzaralı tren gibi. Çocukluğumda okuduğum kitapların hayalini kurarken ulaştığım o duyguya, seyahat ederek ulaşmam mümkün değil. Gene de hayallerimi yöneten trenin lokomotifini Jules Verne'in kitaplarına devredebilir, kendime onun kitaplarında geçen hayali bir seyahat rotası çizebilirim. Ne de olsa Jules Verne'in kendisi de, yazdığı her yere gidebilmiş değil.

Galiz Kahraman (Yorum) - İhsan Oktay Anar


KÜNYE

Kitabın Adı: Galiz Kahraman
Kitabın Türü: Hikâye
Yazarı: İhsan Oktay Anar
Yayınevi: İletişim Yayınları
Sayfa Sayısı: 181
Baskı Yılı: 2014

TANITIM BÜLTENİ
"Bütün zamanların kahramanı olan bir insanın hikâyesidir bu. O hem herkes hem de hiç kimsedir. Dünyadan alacağını tahsil etmeye gelmiştir. Çünkü Tanrı dâhil herkesin ona borcu vardır. Vebaline girilen tüyü bitmedik yetim işte odur. Kadim zamanlardan beri hakkı yendiğine göre, sonlu ama sınırsız bir evrenin engin ve derin merkezi insan olmanın, "olmasa da olur" halini icra etmesinde hiçbir sakınca yoktur. Romantik bir insafsızlığın bakir tacizcisi olmak sonuna kadar hakkıdır. Sıradanlığın üst insanıdır o. Asilliğiyle asilleşememesi umrunda bile değildir. Onun umurunda olan tek şey, sadece ve sadece kendini algılamak, kendi küçük âlemine sığan kâinatı kabul etmektir. Çünkü bilmektedir ki, gerçek bilgelik de zaten budur."

KİTABIN YORUMU
Biterken...
Arkadaşlar yazarın okuduğum ilk kitabı olduğu için anlatım tarzı kavrayıp hikâyeye dalıp gitmek az da olsa zamanımı aldı. Galiz Kahraman'ın hangi kategoriye girdiğini tam bilemiyorum. Muhtemelen hikâyedir. Ve hikâyenin hangi dönemde geçtiğini kestirmek biraz zor. Bana 1950'ler gibi geldi. Tabi hikâyede kullanılan bir Osmanlı'nın son dönemine ait olduğundan daha önceki zamanların ruhunu yansıtıyor diyebilirim.
Açıkçası okurken böyle bir dönemde geçen hoş bir aşk hikâyesi bekliyordum. Lakin kendini uyanık zanneden, edebiyat meraklısı ve aynı zamanda pek çok belanın içine daha ne olduğunu anlamadan düşen İdris Amil Hazretleri'ni anlatılıyor. Bahtsızlığının getirdiği koşullar yüzünden Galiz bir Kahraman'a dönüşse de emeline bir türlü ulaşamıyor. Hikâyede yer alan İdris Amil Hazretleri'nin yakın arkadaşı Efgan Bakara'ya da üzülmedim desem yalan olur. Mikropların ve hayvanların kimyalarını inceleyen bir bilimci olan Efgan Bakara hep dalgaya alınıyor. Ama bir o kadar da bahtı dönüyor. Hikâyenin kurgusunda bir "Eden bulur" mesajı yani Karma mevcut. Benim gibi yazarın hiç kitabını okumayan varsa Galiz Kahraman'ı tavsiye ederim. En azından yazının tarzıyla tanışmış olursunuz. Çünkü yazar hikâyedeki karakterleri anlatırken oldukça akılda akılcı ve şaşırtıcı tasvir kullanmış. Bahsettiği tipleri hayal etmek de zorlandım diyebilirim. Malum hikâye oluşundan karakterlerde hep bir olağanüstülük vardı. Fakat yazarın kaleminde bir Osmanlı esintisi sezinlediğimden diğer kitabı Puslu Kıtalar Atlası eserini ciltli ve resimli olarak temin etmeyi düşünüyorum. Netice de yeni bir yazarın bir eseriyle tanınacağı kanaatinde değilim.
Son olarak hikâyedeki karakterlerin edebiyatını geliştirmek için gittikleri Ümmü Gülsüm kıraathanesine gelen çeşit çeşit üstadın ağzından edebiyatın inceliklerini okumak da ayrı keyifti. Harikalıklarla, edebiyat, karma ile dolu bir hikâye arıyorsanız tam size göre ;)

Yeni Kitaplarım


#kitapgünü #kitapkokusu #yenikitaplarım #dünyaklasikleri 
Arkadaşlar 5 kitaplık bu serinin Aşk ve Gurur kitabını bu sene ki Karadeniz kitap fuarında, Koridor yayınlarından aldığım için Martı yayınlarından bu dört kitabı temin ettim. Ciltli, özellikle de çiçekli kitaplara bayılıyorum. O yüzden iki yıl önce aldığım dünya klasikleri hediye edip kendime bu neşeli dolu kitapları almayı tercih ettim. Vadideki Zambak'ı daha yeni okusam da listeme eklemeden edemedim. Kim bilir belki bir kaç zaman sonra gene okurum 
Vadideki Zambak - Honore De Balzac
Uğultulu Tepeler - Emily Bronte
Masumiyet Çağı - Edith Wharton
Jane Eyre - Charlotte Bronte

19 Mayıs 2017 Cuma

George Orwell Kitapları


#georgeorwellkitapları #biryazarınkitapları #okuduğumkitaplar
Arkadaşlar elimde "1984" ve "Hayvan Çiftliği" kitapları da var yazarın. Sanırım önce onlardan başlamak doğru olurdu. Ama ben önce yazarı tanımak istedim. O yüzden "Neden Yazıyorum" ve "Kitaplar ve Sigaralar" kitaplarını okudum. Yazarı yakından tanımak isteyen varsa ısrarla tavsiye ederim. Yazarın hüzünlü ama bir o kadar analitik dünyası sizi kendine çekecek. ;) <3

Kitaplar ve Sigaralar (Yorum) - George Orwell


KÜNYE

Kitabın Adı: Kitaplar ve Sigaralar
Kitabın Türü: Deneme
Yazarı: George Orwell
Yayınevi: Sel Yayıncılık
Sayfa Sayısı: 118
Baskı Yılı: 2016

TANITIM BÜLTENİ
"Kitaplar, gerçekten de okuyucuların yakınmalarına neden olacak kadar pahalı mıdır?" Sıkça sorulan bu sorunun cevabını bu kez George Orwell arıyor. İşe elindeki kitapların envanterini çıkararak başlıyor ve sigaraya harcanan parayla kitaba harcanan para arasında bir kıyas yapıyor. Cevap sizce ne?

Kitaplar ve Sigaralar, eleştirmenlik ve sahaflık da yapmış olan Orwell'ın sansürden başlayıp eleştirmenliğin çelişkilerine uzanan geniş bir yelpazede edebiyat camiasına ilişkin gözlemlerinden oluşan makalelerini bir araya getiriyor. Edebiyat dünyasına ve bu dünyadaki ilişkileri yöneten ve yönlendiren etiğe ilişkin özgün bir bakış açısı sunan Orwell, yazar, eleştirmen ve okurların panoramasını dönemin politik atmosferi eşliğinde değerlendiriyor.

KİTABIN YORUMU
Biterken...
Görseldeki sigaraları hicvetmek amaçlı koydum arkadaşlar. Çok güzel ve bir o kadarda hüzünlü bir kitabı bitirmiş bulunmaktayım. Elbette hepimiz olgun bireyleriz. Kimimiz bazen kimimiz de daha sık çocukluğumuzu düşünürüz. "Neler yaşadım ben ya!" diye anılarımıza hayret ederiz. Eğer büyük problemleri olduğu bir ortamda büyümemiş isek sanırım hayat daha pozitif gözükür gözümüze. Peki ya anlayışın, adaletin, bilginin en önemlisi de sevginin olmadığı bir ortamda büyümüş isek ya o zaman neler hatırlarız? Bu sorunun cevabı zor muhtemelen. İsterseniz George Orwell nasıl bir cevap vermiş değerlendirelim.

Kitap bir deneme kitabı olduğundan malum yazarın çevresinde gördükleri ve çıkarım ön planda. Kitabı ismi veren kitaplar ve sigaralarsa daha ilk makaleden işin özünü bize açıklıyor. Bir arkadaşı tarafından zar zor geçimini sağlayan insanların "Kitaplar çok pahalı, alamıyoruz" serzenişi üzerine Orwell'da bu düşüncenin doğruluğu ispatlamak istercesine bir cebir hesabına girişiyor. Evvela aldığı kitapların bir yıllık masrafını daha sonra da kullandığı tütün ve alkolün bir yıllık masrafını çıkarıp karşılaştırıyor. Sonuç; tabi kitaplar daha ucuz. Bu makalenin ardından yakalandığı verem hastalığının tedavisi için yattığı bakımsız ve sorumsuz hastanenin ortamından bahsediyor ki, bu kısımları okuduğumda gerçekten yazarla aynı fikirdeydim. Hemen peşine de çocukluğunu, yani yatılı okula başladığı ilk zamanları aktarıyor. İşte yazımın başında bahsettiğim bir ortamda öğrenim görmeye çalışan Orwell pek çok masum görülebilecek hatalar yüzünden okul müdüründen dayak yiyor. Üstünde sopa kırıyor müdür. Maalesef her yerde olan ayrımcılık bu yatılı okulda da mevcut. Okula gelen elit ya da zenginler çocuklar hem sağlıklı yiyeceklerle beslenmekte hem de dayak yememektedir. Orwell'da her çocuk gibi yaşadıklarını ailesine anlatınca okulda daha fazla dayak yiyeceğini düşündüğünden hiçbir şeyi anlatmıyor. Ve okuldaki görevlinin, müdürün zorbalıklarına mezun olana kadar katlanıyor. Malum makalenin sonuna doğru yazar okulun bulunduğu semte dahi gitmek istemediğini yazmış. Kim gitmek ister ki? Ayrıca yazar yaşadığı güzel anıları da aktırmış lakin sayısı çok az olduğundan beni duygusal anlamda tatmin etmedi, yazarı mutlu etmediği gibi. Kitabı merak edenlere, okumak isteyenlere ısrarla tavsiye ederim.

NOT:
Arkadaşlar yazarın başına gelen zulümler günümüzde yüzlerce çocuğun başına geliyor. Ve korktukları için anlatamıyorum. Buradan bütün anne babalarda rica ediyorum. Çocuklarınızı korkutmaktan vazgeçin! Çünkü siz korkuttukça kendini savunamaz hale geliyor. Onları bilgiyle, sorumlulukla, duyarlılıkla donatmalıyız. Aynı vasıflara bizlerde sahip olmalıyız ki çevremizde bir çocuk zulüm görürken fark edelim, sessiz kalmayalım. Sebep ne olursa çocuklara karşı yapılan zulme karşı duyarsızlaşmayalım...

ALINTI:
“Çağımızdaki her şey, diğer tüm sanatçıları olduğu gibi yazarı da üstlerinin belirlediği konular üzerinde çalışan ve asla gerçeklerin tamamını kendi gözünden anlatmayan küçük memurlara dönüştürmek için birlik olmuş durumda. Ancak yazar kaderine karşı giriştiği bu mücadelede kendi cephesindekilerden bile yardım görmüyor; yani onu haklı olduğu konusunda yüreklendirecek büyük bir düşünsel eğilim yok.”

Perslerin Kayıp Ordusu (Yorum) - Paul Sussman


KÜNYE

Kitabın Adı: Perslerin Kayıp Ordusu
Kitabın Türü: Macera, Gerilim
Yazarı: Paul Sussman
Yayınevi: Martı Yayınları
Sayfa Sayısı: 496
Baskı Yılı: 2016

TANITIM BÜLTENİ
Efsaneye göre, Pers İmparatoru Kambises’in Ammonlara karşı savaşmaya gönderdiği elli bin kişilik ordusu, Mısır’ın Batı Çölü’nden Siva’ya giderken, Büyük Kum Denizi’nde şiddetli bir kum fırtınasına yakalanır ve bir anda gözden kaybolur.

Binlerce yıl sonra, Luksor’da parçalanmış bir ceset Nil Nehri’nin kıyılarına vurur, Kahire’de bir antikacı vahşice öldürülür ve Sakkara’da saygın bir İngiliz arkeoloğun cesedi bulunur. Başta birbiriyle bağlantısız gibi görünen bu ölümler, Luksor emniyetinden Müfettiş Yusuf Khalifa’yı kuşkulandırır. Tara Mullray adlı genç kadın da arkeolog babasının öldürüldüğüne inanmakta ve gerçeği öğrenmekte kararlıdır.

Khalifa ve Mullray farklı amaçlarla gerçeğin peşine düşmüş olsalar da, kadim bir ordunun gölgesinde gelişen şiddet, ihanet ve entrika sarmalına sürüklenmekten kurtulamazlar. Nil Nehri’nin ışıltılı sularından Kahire’nin egzotik sokaklarına, Mısır’ın uçsuz bucaksız çöllerinden Oxford’a kadar uzanan bu macera bir andan ölüm kalım yarışına dönüşür.

KİTABIN YORUMU
Biterken...
Arkadaşlar abartmıyorum ilk on beş sayfa da öyle sahneler okuyorsunuz ki sizi hikâyenin içine çekiyor. 2500 yıl önce batı çölünde Dymmachus adında bir paralı asker mi, geçmişin sırlarını araştıran John Cadey adında bir arkeolog mu yoksa yaşanmışlıklarından kaçan Yusuf Khalifa adında bir polis mi olmak istersiniz? İnanın romanın içinde o kadar güzel karakterler var. Okuyunca "Hangisinin yerine kendimi koysam" diye ikilemde kalabilirsiniz.

Hazır karakterlerin adını anmışken romanın kurgusuna değineyim; Tara yıllardır Mısır'da arkeolog ve Mısırbilimci olarak çalışan yaşlı babasını görmek için Kahire'ye gelir. Uçaktan inip babasının onu alması beklerken hüzünlüdür. Çünkü babası hayatında hep bir şeylere kaç kaldığı için umudunu kesip babasının Sakkara'daki kazı alanına gider. Ve gelememesinin makul nedeni olduğunu acı bir gerçekle öğrenir. Babası evinde ölmüştür. Görünürde kalp krizi gibi gözükse de Tara işin içinde bir iş olduğundan şüphelenir. Babasına gelen mektupları karıştırır ve üniversiteden tanıdığı Daniel'e ulaşır. Babasının durumundan bahseder. Şüpheleri doğru çıkmıştır, peşinde birileri vardır. Babasının ona bıraktığı kutuyu almak istemektedirler. Tara böyle bir sorunla boğuşurken Luksor polisi Khalifa'da acımasızca öldürülmüş bir adamın vakasını araştırmaktadır. Ama pek çok veri yetersiz olduğundan araştırma uzun sürer. Bu esnada bir cinayet daha yaşanır. Her ne kadar üstünden geçilmeye çalışılsa da cinayetlere sebep olan bir terör örgütü vardır. Uzantıları o kadar kuvvetlidir ki bir türlü asıl suçluya ulaşamazlar. Lakin Khalifa vazgeçmez ve gerçeklerin peşine düşer. Kader Khalifa ile Tara'yı tahmin edemeyeceğiniz bir ağ ile bir araya getirir. Devamını anlatmasam daha iyi. Çünkü okuyacaklar için heyecanın kaçmasını istemem.

Romanının yorumuna gelirsek; yazar İngiliz bir arkeolog olduğu için Arap kültürünü iyi aksettirmiş. Birçok sahne de yapılanları çarpıtmadan olduğu gibi aktarmış. Örneğin ezan okunması, namaz ibadeti, Khalifa'nın namazını bitirdikten sonra okuduğu Fatiha suresinin Türkçesinin yer alması gibi. Ayrıca Khalifa'nın terör örgütünün başıyla karşı karşıya gelip birbirlerine savundukları görüşlerinin desteklenmesi açısından söyledikleri ayetler var. Tabii Khalifa Allah'ın hiçbir terör olayını, yani insanları öldürmeyi onaylamadığı aktardığı sahne gerçekten manalıydı. Unutmadan eklemek isterim. Romanın sonunda yayıncının notunda romanın 11 Eylül olaylarından önce yazıldığı, terör olayının tamamen yazarın hayal ürünü olduğunu yazmışlar. Hadi hadi inandık :) Biz biliriz İngiliz oyunları. İngiliz dedim aklıma bir husus daha geldi. Yazar bir arkeologlar olarak kendi milletini de acımasızca eleştirmiş. Mısır'a gelen pek çok arkeoloğun gizlice tarihi eserleri kaçırdıklarını, asıl hırsız olanların Doğu'lular değil İngilizler olduğuna kurguda yer vermiş. Bu açıdan da yazarı takdir ettim. Bence akıcı, macera ve bilgi dolu bu romanı okumak için beklemeyin derim. 

17 Mayıs 2017 Çarşamba

Kitap Kurdu Ecrin'e Hediyeler


#hediyekitap #kitapkokusu
Arkadaşlar çocukları severim ve danışmanlığımı da bu yönde sürdürmeye çalışıyorum. Yakından ilgilendiğim Ecrin tam bir kitap kurdu diyebilirim. Rafındaki bütün kitapları okudu. Eh tabi bende bu kadar tatlı ve kitap aşığı bir kıza kitap almadan edemezdim. 
Çilekli Dondurma - Sevim Ak
Sakız Kızın Günleri - Sevim Ak

Tempo Travel Dergisi


#dergiokumak #tempotraveldergisi 
Arkadaşlar devamlı okuduğum Arka Kapak dergisinin mayıs sayısını hiçbir yerde bulamayınca fikrimi değiştirerek gezi dergilerine bakmaya başladım. Ve gözüme Tempo Travel dergisi çarptı. Gördüğünüz gibi Gaziantep, Hatay ve Muğla olmak üzere tam üç tane harika şehrin kuşekağıda basılmış kitaplarını fark edince heyecanlandım. Yazmayı sevdiğim kadar gezmeyi de çok seviyorum. O yüzden gelecek gezilerime ve yazılarıma ön hazırlık olarak Tempo Travel dergisini aldım. Üstelik öyle pahalı bir dergide değildi, 8tl. Dergi de sadece gezip göreceğimiz yerler yok. Jules Verne'nin hikayelerinde bahsettiği mekanlarda makalelere konu olmuş. Ayrıca yemeklerle yakından ilgilenen gurmeler için de güzel yerler tarif edilmiş. Gezmeyi sevene, edebiyatı sevene, fotograf çekmeyi sevene ve en çok okumayı sevene ısrarla tavsiye ederim. 

Simülakrlar ve Simülasyon (Yorum) - Jean Baudrillard


KÜNYE

Kitabın Adı: Simülakrlar ve Simülasyon
Kitabın Türü: Sosyolojik Deneme
Yazarı: Jean Buadrillard
Yayınevi: Doğu Batı Yayınları
Sayfa Sayısı: 224
Baskı Yılı: 2016

TANITIM BÜLTENİ
Disneyland bütün simülakr düzenlerinin iç içe geçmiş olduğu kusursuz bir modeldir. Disneyland her şeyden önce: Korsanlar, Geleceğin Dünyası, vb şeylerden oluşan bir illüzyon ve fantazm oyunudur. Bu düşsel evren kendine düşen görevi başarıyla yerine getirmektedir. Aslında kalabalıkları buraya çeken şey çelişkileri ve güzellikleriyle gerçek Amerika'nın minyatürleştirilmiş toplumsal bir mikrokosmosuna benziyor olması ve alınan kolektif (dinî denilebilecek türden) keyiftir. Aracınızı otoparka bıraktıktan sonra içerde kuyruğa giriyor ve sonunda dışarıya yapayalnız ve kendi hâlinize terk edilmiş bir şekilde çıkıyorsunuz. Bu düşsel evrendeki tek olağanüstü şey içerdeki kalabalıktan yayılan sıcaklık ve sevecenliğin yanı sıra insana pek çok değişik duygu yaşatan bol miktardaki oyun ve oyuncağın varlığıdır. Bir konsantrasyon kampına benzeyen otoparka içerdeki kalabalık arasında tam bir tezatlık vardır. Bir başka deyişle içerdeki binbir çeşit oyuncak insanları bir nehir misali oradan oraya sürüklerken, dışarı çıkan insan yalnızlığa (oyuncağına) arabasına doğru ilerlemek zorunda kalmaktadır...
...
Disneyland'daki düşsellik ne gerçektir ne de sahte. Burası gerçeğe özgü bir düşselliği, gerçeğe simetrik bir şekilde yeniden dönüştürebilmek amacıyla tasarlanmış bir caydırma (ikna) makinesidir. Bu çocuksu düşselliğe özgü sefalet ve yozlaşmışlığın nedeni de zaten budur. Bu evrene çocuksu bir görünüm verilmek istenmesinin nedeni, yetişkinlere özgü "gerçek" ve başka bir evren bulunduğu düşüncesini onaylatma arzusudur. Disneyland bir çocuksuluğun gerçek anlamda her yere hâkim olduğunu gizleyebilmek için yetişkinlerin de buraya gelerek çocuklaşmalarına olanak tanımak ve gerçekte çocuk olmadıklarına inandırma amacıyla kurulmuş bir evrendir.

KİTABIN YORUMU
Biterken...
Arkadaşlar kitabın kapağına bakınca oldukça eğlenceli görünüyor. Aslında gerçekten eğlenceli ve zihin açıcı bir kitap. Malum hem çeviri olmasından dolayı hem de yabancı kelimeleri tam Türkçe'leştirmeden kullandıkları için okurken yazarın neye değindiğini anlamakta güçlük çekebilirsiniz. Bu zorluğun yanında konunun soyut mana taşıması da anlamayı güçleştiriyor.

Öncelikle simülakr ve simülasyon nedir, kısaca açıklamak istiyorum. Simülasyon gerçeğin yerini alan her şey demek; yani gerçeğin birebir kopyası. Onu incelerken gerçek mi değil mi diye ikileme düşmüyorsunuz. Gerçek sanıyorsunuz. İşte bu algı simülasyon oluyor. Simülakr'da bu gerçeğin yerine geçen şeyi dağıtan ya da ulaştıran kişiler ya da sistemler diyebiliriz. Mevzunun daha iyi kavranması için yazarın değindiği noktalardan birkaç örnek vereceğim. Mesala; günümüzde yığınla banka reklamları yapılıyor. Ve reklamlarda sanki kredi çekenin yanındaymış gibi reklamlar içine duygusal ya da aile bağlarını hatırlatan bağlar konuyor. Öze bakarsak böyle olmadığı biliyoruz. Ama nedense kredi çeken insanları sayısı gün geçtikçe artıyor. Reklam şirketi ve banka bir simülakr duygusuz olan banka ortamlarını aile bağları gibi yansıtmaları da simülasyon olur. Baudrillard tüketim ve teknoloji çağının böyle bir simülatif dünya oluşturduğuna değiniyor. İsterseniz yazarın vurguladığı noktaları kendi yorumumla sizlere aktarayım. Hani günlük hayatta deriz; "Çok kıyafet almak istemiyorum fakat nedense gidip alıyorum" ve dolabınız kıyafetlerle tıklım tıklım doluyor. Maalesef bir simülakr olan tüketim çağının etkisiyle simülasyona maruz kalıyorsunuz demektir. Bunun gibi örnekleri çoğaltabiliriz. Yazar böyle bir ortamın getirdiği psikolojik ve fiziksel rahatsızlıklardan da söz ediyor. Teknoloji çağının hastalıkları olan Alzheimer ve Kanser gerçekliğini sorguluyor. Aynı zamanda bir simülasyona mazur kalıp kalmadığınızı da doğayla olan bağınızı gözden geçirerek anlayabileceğinizi söylüyor. Bir şey ne kadar mekanik, boş hissettiriyorsa orada bir simülasyon söz konusu olabilir.

Başka bir örnek vereyim; biriyle tanışıyorsunuz, kendiniz oluyorsunuz ve samimi bir iletişim kurmak istiyorsunuz. Karşınızdaki aynı derecede size yakınlık gösteriyor lakin işin aslı böyle değil. Sizin sahip olduğunuz şeylerden yararlanmak istediği için size aynı derecede karşılık veriyor. Belli bir süre de bu yakınlık devam ediyor. Karşınızdaki istediğini alamadığını gördüğünde bir anda aslını ortaya döküyor. Başından beri içinde sakladığı gerçek tavrıyla hareket ediyor. Ve sizi hayal kırıklığına uğrattığı gibi algınızla da oynuyor. Bu kişiyle iletişiminizi bitiriyorsunuz ama bundan sonraki ilişkilerde karşınızdakine güvenemiyorsunuz. Çünkü bu kişi sahte davranıp gerçek gibi hissettirerek bir simülasyon ortamı yaratıyor. Hayal kırıklığı ile birlikte gerçeklik olgusuyla da mücadele etmek zorunda kalıyorsunuz. Bahsettiğim durumu küçük çocuklar açısından da düşünebilirsiniz. Birçok anne baba bulunduğu davranışın dışında çocuklarına farklı duygular yaşatıyor. Anlamadan çocuklarının içlerini boşaltıyorlar ve içlerine bir simülasyon dünyası doluyor. Kitap anlattığımdan daha fazla konu ayrı başlıklar altında tek tek inceleniyor. Ben yorumlarken kitabın özünü yorumlamaya çalıştım arkadaşlar. O yüzden birden benim bahsettiğim noktaları yakalayacağınızı düşünmeyin. Psikoloji, felsefe ve sosyoloji sevenlere tavsiye ederim.

Not: Sıkılmadan devam edin. Çünkü kitap yavaş ilerliyor. 

14 Mayıs 2017 Pazar

Bir Geceye Altı Ay (Alıntı) - Meryem Seyda Parlak


Bazen yaşadıklarımız o kadar acımasızdır ki, onları görmeden derinlere gömeriz. Ve açığa çıkmamaları için elimizden geleni yaparız. Fakat öyle bir an gelir ki, bu her zaman umulmadık bir an olur, o anda gömülü olanlar birer birer açığa çıkar.
Bir Geceye Altı Ay || Meryem Seyda Parlak