17 Ağustos 2018 Cuma

Nurettin Topçu Kitapları


Sevgili arkadaşlar kimi kitaplar zihninizi yormaz, kimi kitaplarsa ne kadar ince olurlarsa olsunlar düşündürdüğü için yorucu olurlar. Ve pek çoğumuz böyle kitapları tercih etmeyiz. Gelin görün ki aslında tam olarak ihtiyacımız olan böyle kitaplardır. İnsanoğlu olarak kolayı seven bir yapımızın olması da bunda etken. Ama gene de büyük bir umutla böyle kitapları okuyor ve yorumlarını sizlerle paylaşıyorum. İşte sosyolog Nurettin Topçu’nun eserleri de bu kategoride. Ben ilk önce çağımızın derdi olan var olmakla aynı adı taşıyan Var Olmak kitabını okudum. Yazarın anlatımı tamamen günümüz Türkçesine çevrilmemiş. Doğal olarak okurken anlamayabilir ya da sıkılabilirsiniz. Ama pes etmeden okumaya devam ederseniz anlayacağınıza hatta bayılacağınıza garanti ederim. İkinci olarak birkaç ay önce Felsefe kitabını okumuştum. Hiç felsefe kitapları okumamış biriyseniz tavsiye ederim. Felsefeyi ve felsefi akımları genel hatlarıyla aktardığı için işinize yarayacaktır. En son da geçen gün yorumunu paylaştığım Mantık kitabını okudum. Hayata gönül veren herkese Topçu’nun tüm eserlerini tavsiye ederim. 

16 Ağustos 2018 Perşembe

Mantık (Yorum) - Nurettin Topçu


KÜNYE

Kitabın Adı: Mantık
Kitabın Türü: Sosyoloji
Yazarı: Nurettin Topçu
Yayınevi: Dergâh Yayınları
Sayfa Sayısı: 100
Baskı Yılı: 2016

TANITIM BÜLTENİ
Mantık, "doğru düşünmenin kaidelerini ortaya koyan ilimdir" diye tarif edilir. Düşüncemizin normal işleyişini Psikoloji ilmi anlatmaktadır. Ancak duygu ve irade olayları mantığı ilgilendirmez. Şu halde duygu ve irade olayları dışarda kalarak, sade zihin olayları üzerinde yaptığımız araştırmalarla, düşünmenin ilmini yapmış oluyoruz. Mantığın Psikoloji ile ilgisi işte bu noktada kendini göstermektedir; çünkü zihnin hakikate ulaşmak gayesiyle ne yolda işletilmesi gerektiğini bilmek için, onun kendiliğinden nasıl işlemekte olduğunu bilmek lüzumludur. Bu sebepten, bazıları mantığın "zekâ psikolojisi" olduğunu söylerler. Ancak psikolojide anormal haller, yani şuurun hastalık halleri de incelendiği halde, mantık zihnin yalnız normal işleyişini incelemek iddiasındadır. Şu halde "mantık, normal zekânın psikolojisidir" demek daha doğru olacaktır. Böylelikle mantığın psikolojiden ibaret olduğu görülürse de, hakikatte bu iki ilim birbirinden ayrıdır. Zira psikoloji, şuur hallerini oldukları gibi ele almakta ve ulaşılması gerekli olan herhangi bir gayeyi gözönünde tutmamaktadır. Mantıkda ise, hakikate ulaşmak gayesi güdülür. Hakikate ulaşmak için zihnin gelişi güzel işlemesi kâfi değildir.

KİTABIN YORUMU
#kitapyorumu #okudumbitti
Sevgili arkadaşlar kitap öyle kalın bir kitap değil ama içi dolu bir kitap. İsteyen için ders kitabı olacak nitelikte. Ama ben genellikle kitapların özüne ve vermek istediği detaylara bakarım. Mantık eserinin ilk bölümünde yazar mantığın tanımını yapıyor ve diğer alanlardan farkını belirtiyor. Mantığın delil ve ispat ilmi olduğunu, daha somut verilere dayandığını, hülasa insanın ruhi hallerinin, duygusunun dışında kaldığını aktarıyor. Aristo’nun kurduğu mantık yani kıyası sonraki yüzyıllarda birçok düşünür farklı açılardan ele alarak geliştirmiş. İkinci bölümde mantığın özellikleri, önermeler, akıl yürüme ve kıyasın şartları yer almakta. Üçüncü bölümde matematiğin mantıktan doğuşu, matematik ilimleri (aritmetik, cebir, analitik geometri, mekanik, astronomi gibi) ve matematiğin prensipleri anlatılmakta. Son bölümlerde ise müsbet ilimler, ilmi düşünüş şekli, deneysel ilimler, analoji ve tarih ilmindeki metotlara kısa kısa değinilmiş. İşin en güzel yanı yazarın bu kadar çok konuyu fazla uzatmadan ve sıkmadan anlatması olmuş ki ben fazlasıyla beğendim. Okumaya düşünenlere ısrarla tavsiye ederim.  

14 Ağustos 2018 Salı

Karabibik (Yorum) - Nabizade Nazım



KÜNYE

Kitabın Adı: Karabibik
Kitabın Türü: Türk Klasiği
Yazarı: Nabizade Nazım
Yayınevi: Ren Yayınları
Sayfa Sayısı: 112
Baskı Yılı: 2017

TANITIM BÜLTENİ
Nabizâde o güne kadar hiç ele alınmamış bir konuyu işlemek istemiştir; bu konu değil sade edebiyatçılar, hatta o devir siyaset ve iktisat buhranını idrak eden vatanperver aydınlar tarafından da mü­şahhas bir şekilde ele alınmış değildi. Nabizâde, Zola’nın ve onun sanatını etraflı bir şekilde bize tanıtmaya çalışan Beşir Fuat’ın tesiriyle ve sadece bir edebî mektep nazariyesine uymak gayesiyle böyle bir konuya ilgi göstermiştir, bir de kendi kitabının önsözünde işaret ettiği gibi naturaliste'lere karşı Osmanlı basınının dar görüşlü tepkisine mukabil, konusunu bu yolda seçmiştir…
Karabibik hikâyesinin bitmemiş bir eser mahiyetinde olması, aydınlarımızın Anadolu realitesine tamamıyla yabancı ve lakayt olmaları Karabibik hikâyesinin o devirde çığır açabilmesine imkân vermemiştir. Onun için bu eser yazıldığı seneler içinde ve uzun zaman tamamıyla müstesna bir mahiyet taşımıştır.

KİTABIN YORUMU
#kitapyorumu #okudumbitti
Sevgili arkadaşlar tanıtım kısmında eserin doğa ve köy ortamını anlatması açısından bir ilk olduğu belirtilmiş. Hikâye Antalya civarında bir köyde geçmektedir. Malum köy ortamında herkesin bir lakabı vardır. İşte bizim başkarakterimiz Karabibik hayvansız bir şekilde kendi tarlasını sürüp ancak yiyebileceği kadar ekin almaktadır. Şubat ayının ortasında yiyecek derdinin haricinde ısınmakta ayrı bir sorundur. Zamanla etrafına daha çok borçlanır Karabibik. Hanımı genç yaşta ölmüş, yaşı gençkin kızıyla iki göz bir odada yaşamaktadır. Kızı güzel olmadığı için zamanından beri bir talibi çıkmadığı için evdedir. Bu hal gidişatı beğenmeyen Karabibik biraz daha borçlanarak tarlasını sürmek için iki öküz alır. Çok uzun bir hikâye olmadığı için devamını anlatmak istemiyorum. Yazarın doğal anlatım tarzı ve aktardığı köy şivesi çok sevecen. Bir çırpıda okuyup bitirebilirsiniz. Karabibik bir lakap, anlamı kara ibik demek. Muhtemelen kara saçlı, kara gözlü biri olduğu için bu lakabı almış olabilir. Ayrıca kara kelimesi çoğunlukla kötülüğü simgelediğinden karakterde böyle bir yan var mı diye baktım. Sanırım biraz var. Eserin içerisinde yalnızca Karabibik hikâyesi yok, birde yazarın en yakın dostunun başından geçen bir aşk hikâyesi de anlatılmış. Fakir ve kimsesiz bir genç mahalledeki güzel ve alımlı bir kıza âşık olur. Ama kız kendisine yüz vermez. Ne kadar denese de kıza aşkı gösteremediğini fark eden genç kızdan ümidi keser. Bir zaman İzmir gider, orada Mösyo L’nin kızıyla tanışır ve ona âşık olur. Peki, aşkına karşılık aldı mı dersiniz, cevabı kitapta. Ren Yayınlarının çevirisini ve baskısını beğendim. Tavsiye ederim.
Son olarak yazarın genç yaşta kemik vereminden ölmesi beni hüzünlendirdi. Hayat sandığımız kadar uzun değil. 

11 Ağustos 2018 Cumartesi

Arka Kapak Dergisi (Alıntı) - Ağustos 2017


Sevgili arkadaşlar bu ay Arka Kapak derginin ağustos 2017 sayısını okuyorum. Bu sayıdaki dosya konusu tanınmış yazar Agatha Christie. Kitapları severek okuduğum bir yazarı yakından tanımak güzel olacak. 
ALINTI:
20. yüzyılın kült polisiye yazarı Agatha Christie, bugün İngiltere’de Shakespeare’dan sonra en çok satan ve okunan bir yazar. Dünyada da 2 milyardan daha fazla nüsha satmasıyla biliniyor. Çevrilmediği dil yok gibi. Hem edebiyatta hem sinemada sayısız yazar ve yönetmeni etkilemiş, polisiyenin itibarını yükseltmiş büyük bir edebiyatçı. Polisiye dendiğinde tüm dünyada akla gelen ilk isim olan Christie aynı zamanda Hercule Poirot ve Miss Marple gibi iki büyük dedektif tiplemesini de polisiye edebiyat dünyasına hediye etmiştir. Her yaştan ve her kültürden okur hitap edebilen Christie gizemi, entrikayı hayatın orta yerinde inşa etmesini de bilmiştir. Kraliçe’nin tarzının, 21. Yüzyıl polisiye edebiyatının geldiği postmodern kurgu dünyasından çok uzakta kalmasına rağmen bugün bile okunmayı başarması insan ruhundan kopmamasıyla ilgili. Bu haliyle de tüm polisiye yazarlarına yol göstermeye devam ediyor.







10 Ağustos 2018 Cuma

İletişim Yayınları Psikoloji Serisi


#okuduğumkitaplar
Sevgili arkadaşlar İletişim Yayınları psikolojisi serisi hem yakından takip ediyorum hem de mümkün olduğunca seriyi tamamlamaya çalışıyorum. Geçen gün on ikincisini okuduğum “Kardeşler” kitabının yorumunu sizlerle paylaştım. Serideki kitaplar genel ve güncel psikolojiyi, kişisel gelişimi ve psikolojik araştırmaları kapsıyor. Aralarından hangisini okumalıyım derseniz; “Kendine Saygı”, “Zor Kişiliklerle Yaşamak” ve “Manevi Taciz” kitaplarından okumaya başlayabilirsiniz. Hiç psikoloji kitabı okumamış olanlar için ağır gelebilir ama bu tarzda kitaplar okuyanlar için vazgeçilmez bir seri.
1.      Zor Kişiliklerle Yaşamak - Dr. François Lelord
2.      Âşık Olmak - Dr. Ayala Pines
3.      Mutsuz Olmak - Wilhelm Shcmid
4.      Aşk - Wilhelm Shcmid
5.      Sakin Olmak - Wilhelm Shcmid
6.      Arkadaşlıktaki Saadete Dair - Wilhelm Shcmid
7.      Zor Bir Ailede Büyümek - Dr. Susan Foward
8.      Vücudunuz Hayır Diyorsa - Dr. Gabor Mate
9.      Manevi Taciz - Dr. Marie Hirigoyen
10.  İkili İlişkilerde Duygusal Manipülasyon - Dr. Pascal Couderc
11.  Kendine Saygı - Dr. François Lelord
12.  Kardeşler - Susann Sitzler

9 Ağustos 2018 Perşembe

Kardeşler, Hayatımızın En Uzun İlişkisi (Yorum) - Susann Sitzler


KÜNYE

Kitabın Adı: Kardeşler, Hayatımızın En Uzun İlişkisi
Kitabın Türü: Psikoloji
Yazarı: Susann Sitzler
Yayınevi: İletişim Yayınları
Sayfa Sayısı: 303
Baskı Yılı: 2017

TANITIM BÜLTENİ
Kardeşlik, hayatımızın en uzun ilişkisidir. Yetişkin hayatımızın belli bir aşamasında, anne babalarımız yaşlanıp ölürler ama kardeşlerimiz, olağan durumda, ömrümüzün büyük kısmında hayatımızda olmaya devam ederler. Ne var ki, her zaman kolay bir ilişki değildir bu. Kardeşlerin varlığı bir fırsat olarak da görülebilir, bir yükümlülüğe de dönüşebilir. Peki kardeş kimdir ve hayatımızdaki anlamı nedir?
Son otuz yıldır bilimsel bir disiplin olarak ortaya çıkan kardeşlik araştırmaları, kardeşlerin kişinin gelişiminde en az anne babalar kadar önemli bir yere sahip olduğu görüşünde.
Çünkü kardeşlerimiz, eşit pozisyonda ilk sosyal deneyimlerimizi yaşadığımız kişilerdir. Onlarla kıskançlık, sevgi, öfke, güven, sevinç, coşku ve korku gibi duyguları ilk kez ve en yoğun şekilde yaşarız. O halde, bu son derece karmaşık ve çelişkili duygulara açık ilişki nasıl bir özellik taşır? Kardeşlerimiz yetişkinlik hayatımızın hangi alanlarına, nasıl etki ederler? Karşılıklı destek ve dayanışma, rekabet ve kıskançlıktan daha mı zordur? Kardeşlerin aynı ya da farklı cinsiyetten olması aralarındaki ilişkiyi nasıl etkiler? Yaş farkı önemli midir? Kardeşler arasında yaşanan sorunlarda ebeveynlerin payı nedir?
Kardeşlerle iyi ve yapıcı ilişkiler sürmek için ne yapılmalıdır? Gazeteci Susann Sitzler, Kardeşler’de bir öz, iki üvey ve üç yarı kardeşten oluşan kalabalık ailesinden yola çıkarak, duygu dolu ama eğlenceli bir tonla kendi hikâyesini anlatıyor. Öte yandan titiz bir çalışma sonucunda psikoloji, sosyoloji, tarih, etnoloji gibi farklı disiplinlerden faydalanarak derlediği veriler ışığında kardeşlik konusunda kapsamlı bir çerçeve çiziyor. Yazar, kardeşlerimizi her zaman sevmek zorunda olmadığımızı ama onlarla ilişkimizin hayatımıza nasıl bir zenginlik katma potansiyeli taşıdığını gösteriyor.

KİTABIN YORUMU
#kitapyorumu #okudumbitti
Sevgili arkadaşlar Susann Siztler bir doktor değil ama araştırmacı yazar kimliğiyle kardeşlik olgusunu geçmişten günümüze kadar irdeleyip karma ailesindeki yaşadığı tecrübesi ve çevresindeki insanların hayat hikâyeleriyle detaylı bir şekilde incelemiş. Peki, kitapta neler var?
Yazar kardeşlik kavramını psikoloji dünyasında en az irdeleyenin Sigmund Freud en çok ise Alfred Adler olduğundan bahsetmiş. Adler’ın kuramı bir ailedeki kardeşlerin doğum sırasıyla alakalı. İlk, ikinci, üçüncü veya dördüncü çocuk olmanın getirdiği koşulların birinden tamamen farklı. Anne baba çocukları aynı şekilde yetiştirse de bu konumsal farktan kaynaklanan pek çok psikolojik detay var. İşte yazar bu hususa değinmiş ve büyüdüğü aile ortamın bahsetmiş. Ablası ergen kendisi küçük bir çocukken anne babası boşanmış. Birkaç yıl sonra annesi iki oğlu olan bir adamla evlenmiş. Bu iki oğlan ile aynı evde büyümenin zorluğundan ve kan bağları olmadığı halde kardeşlik duygusuna değinmiş. Ayrıca öz babası da tekrar evlenmiş. Bu evlilikten de üç küçük kardeşi var. Tek öz kardeşi, ablasıyla olan ilişkisiyse daha da başka. Bu kadar büyük ama karmaşık bir ailede büyümüş olmanın getirdiği zorlukları kardeş kavramı üzerinden izah etmiş olması da takdire şayan. İsviçre’de yaşayan yazar Almanya’da yapılan birçok psikolojik araştırmayı kitabına eklemiş. Bu araştırmalar içerisinde Türklerin arasındaki aile, kardeşlik ve kankalık olgularını da aktarmış. Sonraki bölümlerde günümüzde dâhil olmak üzere birçok aile yapısından ve bu yapıların toplumu taşıdığı noktayı özetlemiş. Yazarın tecrübeleri katarak açıkladığı bölümler çok hoşuma gitti. Zaten İletişim Yayınları psikoloji serisini okuyup takip eden biri olarak bu eseri mutlaka okumanızı tavsiye ederim. 

5 Ağustos 2018 Pazar

Buz Yürekler (Yorum) - Gençosman Denizci


KÜNYE

Kitabın Adı: Buz Yürekler
Kitabın Türü: Polisiye Roman
Yazarı: Gençosman Denizci
Yayınevi: Hayat Yayınları
Sayfa Sayısı: 311
Baskı Yılı: 2017

TANITIM BÜLTENİ
Nehirde balık avlamaya giden üç kafadar, balık yerine genç bir kızın cesediyle karşılaşırlar. Cesedin, bulunmasının ardından gözüpek Başkomiser Fatih Korkmaz, Erzincan Cumhuriyet Savcısı olan dayısı sayesinde soruşturmaya dâhil olur. Baş döndürücü bir hızla şüphelilerin peşine düşen Başkomiser Fatih, şehirlerarasında adeta mekik dokur. Cinayeti çözüme kavuşturmak için inanılmaz bir efor sarf ettiği sırada, ikinci bir cinayetin daha işlenmiş olduğunu öğrenir.
İstanbul Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlar Şube Amiri olan Başkomiser Fatih Korkmaz, aynı zamanda tarihi eserler konusunda uzmandır. Bir yanda tarihi eser kaçakçılarıyla mücadele ederken diğer yanda cinayetleri çözmek için uğraşan tecrübeli bir polistir.
Türkiye’nin dünyaca ünlü bazı tarihi mekânları hakkında kısa bilgiler de veren elinizdeki bu sürükleyici cinayet romanında, son birkaç sayfaya kadar katilin kim olduğunu merak edecek ve bir solukta okuyacaksınız.

KİTABIN YORUMU
#kitapyorumu #okudumbitti
Sevgili arkadaşlar yazarın okuduğum ilk kitabıydı ve çok beğendim. Sürükleyici ve etkileyici bir eser. Hele de kurguda kurbanın hayatından bahsedilmesi fazlasıyla hoşuma gitti. Ayrıca yazarımız sayesinde Erzincan’ı daha yakından tanıma fırsatı buldum. Polisiye romanları genellikle yabancılardan okuduğum için kendi ülkemizden bir dedektifi okumak heyecan vericiydi. Özellikle de Bir İstanbul aşığı olarak İstanbul’da geçen sahneler ve o tarihi mekânın anlatımlarına bayıldım. Gelelim kurgusuna; tarihi eser kaçakçılarını yakalayan yaman bir komiser savcı dayısının sayesinde Erzincan’daki bir cinayet vakasına dâhil olur. Hani siz neyde mahirseniz takdiri ilahide karşınıza o minvalde şeyler çıkarır misali, bir arkeoloğun asistanı öldürülür. İki şüpheli vardır. Biri kurbanın üniversite arkadaşı, diğeri ise iş arkadaşıdır. Peki, kızı kim öldürmüştür? Her zaman söylediğimin farkındayım ama mesleğim gereği polisiye romanları okurken katili hemen tahmin ediyorum. Doğal olarak çözümü bana kolay gibi geliyor aslında öyle değil. Okurken bunu sizde anlayacaksınız. Herkese ısrarla tavsiye ederim.

1 Ağustos 2018 Çarşamba

Temmuz Ayında Okuduğum Kitaplar


Sevgili arkadaşlar Temmuz ayında altı kitap okumuşum. Sayıca az olsalar da içerik bakımından çok zengin eserlerdi. Yaz ayları malum hem sıcaktan hem de iş güçten okumaya pek vaktim olmuyor. İnşallah sonra ki ayda daha güzel kitaplar okurum. 
Edebiyat dergisi Arka Kapak ile beraber;
1. Rotasız Seyyah, Yol Hikayeleri 1 - Mehmet Genç 
2. Sherlock Holmes Gibi Düşünmek - PhD. Maria Konnikova
3. Alparslan, Zaferler Çağı - Ahmet Terzioğlu
4. Yedi Güzel Adam - Cahit Zarifoğlu
5. Kaygı Kavramı - Soren Kierkegaard
6. Totem ve Tabu - Dr. Sigmund Freud


Hasan Ali Yücel Klasikleri


#okuduğumkitaplar
Sevgili arkadaşlar bugüne kadar Hasan Ali Yücel klasiklerinden dört tane kitap okumuşum. Bu baskıları çok beğeniyorum. Şimdi sizlere sırasıyla okuduğum kitapları yazacağım. İlk önce Sun Zi'nin Savaş Sanatı"nı okudum. Savaş taktikleri ve savaş ahlakı üzerine eşsiz ve asırlık bir eser. Hemen peşinden Wolfgang von Goethe'nin Genç Werther'in Acıları'nı okudum. Werther'in çektiği aşk acısının dışında yalnızlığında insanı taşıyabileceği psikolojik boyutları çok güzel anlatmış yazar. Üçüncü olarak Oscar Wilde'nin bütün hikayelerinin yer aldığı Mutlu Prens'i okudum. Hikayelerin arasında beni en çok etkileyen bir cücenin yaşadıkları oldu. Arından da dün yorumunu paylaştığım Soren Kierkegaard'ın Kaygı Kavramı'nı okudum. Hepsi birbirinden farklı kitaplar arkadaşlar. Israrla okumanızı tavsiye ederim.

Kaygı Kavramı (Yorum) - Soren Kierkegaard


KÜNYE

Kitabın Adı: Kaygı Kavramı
Kitabın Türü: Felsefe
Yazarı: Sören Kierkegaard
Yayınevi: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Sayfa Sayısı: 163
Baskı Yılı: 2017

TANITIM BÜLTENİ
Sören Kierkegaard (1813-1855): Topu topu 42 yıl süren yaşamında, 30'lu yaşlarının başında yayımladığı Ya/Ya da ve Korku ve Titreme gibi yapıtlarıyla sivrilen ve etkisini hem felsefeci hem de yazar olarak günümüze dek sürdüren önemli bir 19. yüzyıl düşünürüdür.
1843'te yayımladığı Kaygı Kavramı'ysa, Kierkegaard'dan son yıllarda dilimize aktarılanlar arasında özgün dilinden çevrilişiyle de farkını oluşturan bir yapıttır.
Türker Armaner (1968); Kuşağının felsefeyle edebiyatı birbirini en iyi biçimde besleyerek sürdüren önemli üyelerindendir. İskandinav dillerinden çevirdiği yazarlar arasında Kierkegaard'ın yanı sıra Sofi'nin Dünyası yazarı Jostein Gaarder de bulunan Armaner'in kendi yazdıkları arasındaysa, ilki 1997 yılında yayımlanan (Kıyısız) üç de öykü kitabı bulunmaktadır.

KİTABIN YORUMU
#kitapyorumu #okudumbitti
Sevgili arkadaşlar yazarın okuduğum ilk kitabıydı ve beğendim. Öncelikle anlatım tarzının farklı olduğunu söylemeliyim. Kavramları anlatırken bir kişiden bahsediyormuş gibi anlattığı için şaşırabilirsiniz. Zaten kendisi bir felsefeci olduğu için anlatımda farklılık olması doğal bence. 18. yüzyılda yaşayan yazan biri olarak kendi çağına, özellikle dönemin inanç sistemi de ziyadesiyle ışık tutuyor. Kaygı kavramını İncil’de ilk yaratılış hikayesi, Adem’in işlediği ilk günah ve cennetten çıkarılması açısından ele alıyor. Kaygının teolojik fenomenler olmadan değerlendirilemeyeceği kanısında. Çünkü inancımız yaşamın özünü oluşturuyor. Aynı zamanda doğarken günahkâr doğup vaftiz edilmek, İsa’nın bütün insanlığın günahını taşıması da bireyleri etkiliyor.  İşte burada psikoloji devreye giriyor. İnancımızın davranışsal olarak yaşamımıza yansıması. Yazar herhalde başka inançları derinlemesine araştırmış olsaydı daha farklı bir makale yazardı diye düşünüyorum. Ayrıca son bölümünde iyi ve kötü kavramının kaygı oluşturmasına ve büyütmesine değinilmiş. Kaygı ve korkunun birinden farklı olduğunu, korkunun somut kaygının ise soyut sonuçlar doğuracağını belirtmiş. Kaygıyı varoluşsal boyutta irdeleyen ender felsefecilerden biri. Okumak isteyenlere tavsiye ederim.